Rusya'nın Sesi'ne verdiğim demeç: Türkiye Kıbrıs için yeni bir plan öne sürdü…

Pan-gi Mun’un Kıbrıs’la görevli özel temsilcisi Aleksandr Dauner’in Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarının tavırlarını yakınlaştırma yolundaki son çabaları başarısız kalınca, Türk basınında Kıbrıs için “B” planının aktif tartışılması başladı. Bildirildiği gibi,bu plan Türkiye cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Nyu-York’taki Birleşmiş Milletler 68. Genel Kurul toplantısı kapsamında Kıbrıs Türk toplumunun lireri Derviş Eroğlu ile gerçekleştirdiği görüşmede öne sürüldü. “Milliyet” gazetesine göre,Kıbrıs sorununa çözüm getirmek amacıyla 2014 yılının ilk yarısında yapılacak uluslararası konferans sonuçlar vermezse Ankara “ B “planını gerçekleştirecek.

“B” planı Kıbrıs’ta iki devletin aşamalı olarak kurulmasını öngörüyor. Kıbrıs Türk toplumunun temsilcileri Ankara’nın bu girişimine nasıl yaklaşım gösteriyor?

Birleşmiş Milletler tarafından tanınmamış Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin iktidar partisi olan Cumhuriyetçi Türk Partisi –Birleşik Güçler genel sekreteri Asım Akansoy “Rusya’nın Sesi” radyosunun muhabiri Amur Gaciyev’e verdiği demeçte bu konudaki fikirlerini açıkladı .

Amur Gadzhiev: Evet sayın Asım Bey, Çarşamba günü Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer, hem Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Başkanı Nicos Anastasiades hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Başkanı Derviş Eroğlu ile ayrı ayrı görüşmeler yapmıştı. Ancak görüşmeler bir sonuç vermemiş. Kıbrıs Sorunu ile ilgili bu başarısızlığın ve tıkanıklığın Size göre kaynağı nedir?

Asım Akansoy: Biliyorsunuz, özellikle sayın Anastasiades’in seçimi kazanmasının ardından Güney Kıbrıs’taki ekonomik kriz de haklı olarak gerekçe gösterilerek Kıbrıs Sorunu ile ilgili bütünlüklü müzakerelerin Ekim ayında başlayacağını ifade etmişlerdi. Bu yönde BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı sayın Downer’in de açıklaması vardı. Biz gerçekten bu sürece oldukça önem veriyoruz. Sayın Anastasiades’in seçimi kazanmasının ardından yeni bir dinamizmin başlayabileceğini ve bu bağlamda da 40 yıldan fazladır süren Kıbrıs Sorunu’na bütünlüklü bir çözüm üretilebileceğini düşünüyoruz. Şimdi gelinen noktada sayın Anastasiades özellikle sayın Hristofyas ile sayın Talat’ın uzlaştığı konularda herhangi bir bağlayıcı adım atmak istemiyor. Yani, bir nevi, geçmişteki uzlaşmaları göz ardı ederek yeniden yeni bir sürece başlar gibi bir yaklaşım içerisindedir. Bu konuda ciddi bir sıkıntı olduğu açıktır. Her iki tarafın da ortak bir açıklama üzerinde anlaşamamış olması iki liderin bir araya gelmesini engellemektedir. Bizim yaklaşımımız, ortak bir açıklama metni olmadan da her iki liderin bir araya gelebileceği, yeter ki bunu hayata geçirebilecek bir siyasi irade ve niyet ortaya konsun. Bu bağlamda biz her iki tarafın da maksimalist bir tutum içerisinde olmak yerine adadaki çözümsüzlüğü bir an önce ortadan kaldırmak için gerekli baskıyı yapmaktayız.

Amur Gadzhiev: Bugünlerde her iki taraf karşılıklı olarak askeri tatbikatlardan vazgeçmiş durumda. Aynı şekilde her iki taraf da aynı temeller üzerinde ve aynı ilkeler çerçevesinde Kıbrıs adasında bir devlet oluşturma niyetinde olduğunu da görüyoruz. Buna rağmen görüşmelerde bir olumsuz hava söz konusu ve bu olumsuz hava Bahar 2014 konferansında da hakim olmasından endişe ediyor musunuz? Yani, önümüzdeki konferans mevcut durum karşısında ne kadar başarılı olabilir Size göre?

Asım Akansoy: Sıkıntının temeli şu noktada yatmaktadır. Biliyorsunuz, sayın Talat ile sayın Hristofyas 23 Mayıs ve 1 Temmuz’da iki tane metin hazırlamışlar ve bu metinlerde mutabakata varmışlar. Bu metinlerdeki ana çerçeve şuydu: Üzerinde uzlaşmaya varılan çözüm modeli, iki bölgeli, iki toplumlu, iki kurucu devletin siyasi eşitliğine dayalı tek egemenlikli, uluslararası tek kimliği olan bir yapıda oluşacaktı. Burada kritik konu ve özelliklesayın Anastasiades’in bu uzlaşı çerçevesinin dışına çıkmak istemesinin sebebi, özellikle iki kurucu devlete dayalı bir çözüm modelini kabul etmiyor olmasıdır. Özellikle son zamanlarda basına yaptığı açıklamalara da dikkat edecek olursanız şu anda bizce işte Kıbrıslı Rumların yönetiminde olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin dönüşümüyle bir federal çözüme ulaşmak istediğini belirtmektedir. Oysa biz, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin dönüşümüyle bir federal çözüme ulaşmanın doğru bir metot olmadığını düşünmekteyiz. Biz şu anda iki tane yapı olduğunu; bir Kuzey’de, bir Güney’de; birinin tanınmış, birinin tanınmamış olduğunu; ve bu iki yapının bu iki eyalet derseniz, oluşturucu delet derseniz, kurucu devlet derseniz, her ne ise, bu iki yapının bir şekilde konfederasyon modeli şeklinde değil ama her iki lider anlaştıktan sonra bu iki yapının eşitliği temelinde bir uzlaşıya varılması gerektiğini düşünüyouz. Çünkü Kıbrıs’lı Türkler olarak biz, ciddi sıkıntılar yaşadık ve 1960-1964 deneyimlerimize bu tarihsel süreç de sağlıklı bir yeni devlet yapılanmasının ancak ve ancak bu iki yapının gözetilerek bir federal çözüme ulaşılmasında olduğunu ıspat etmiştir. Sayın Anastasiades bu iki kurucu devlet dediğimiz, “constituent state” dediğimiz yapıların üzerinden hareket ederek herhangi bir sonuç üretmek istemiyor ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin transformasyonuyla, dönüşümüyle bir çözüme ulaşmayı hedefliyor. Bu nokta, Kıbrıs’lı Türklerin çok büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmemektedir. Dolayısıyla, burada bir sıkıntı ortaya çıkmaktadır. Oysa bunun dışında, tek egemenlik olması, tek uluslararası kimlik, iki bölgelilik, iki toplumluluk, iki kesimlilik, bu gibi konularda ciddi bir sıkıntı yoktur. Özellikle Kuzey Kıbrıs’ta biz Cumhuriyetçi Türk Partisi olarak bu gibi konularda çok ciddi bir şekilde etkin çaba sarfediyoruz ve görüşlerimiz toplum tarafından kabul görmektedir. Fakat Kıbrıs’lı Türklerin herhangi bir çözüm modelinde çözüm şekli nasıl olursa olsun, detayı ne olursa olsun, eşitlik konusundan ödün vermeyeceği çok net bir konudur. Dolayısıyla, eşitliğin zedelenmesi noktasında, sıkıntıya düşmesi noktasında ciddi bir tepki oluşmakta ve bunu ret etmektedir. Şimdi bu iş konferansta mı çözülür, başka bir metotla mı çözülür, bunu bilemiyoruz. Özellikle Türkiye’nin son günlerde sayın Erdoğan’ın yapmış olduğu açıklamaların gerçekten çok önemli olduğunu düşünmekteyim. Yani, “bir Ban Ki-moon Modeli yaratabiliriz”, “bir plan ortaya koyabiliriz”, “elbirliğiyle çalışabiliriz”, “gelin artık bu Kıbrıs Sorunu’nu bitirelim” çerçevedeki açıklamaları aslında ümit vericidir, bu bir gerçek. Biz de Cumhuriyetçi Türk Partisi olarak Kuzey Kıbrıs’ta kalıcı, istikrarlı ve güvenlikli, iki toplumun eşitliğini gözeten bir modelle federal çözüme bir an önce gidilmesinin mücadelesini vermekteyiz.

Amur Gadzhiev: Milliyet Gazetesi’nde yer alan habere göre, Bahar 2014 konferansı, son bir deneme olacakmış. Ve bu da başarısız olursa Ankara iki devletli çözüm için bir diplomasi trafiğini başlatacakmış. Siz bu haberi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Asım Akansoy: Biz, doğrusunu söylemek gerekirse, böyle bir görüşü kabul etmeyiz. Biz adanın bölünmesine dair atılacak herhangi bir adımın yanında olmayız. Bunu öncelikle söyleyeyim. Biz adanın federal bir çerçevede bütünleştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Üstelik, uluslararası hukuk yapıcısı olan BM Güvenlik Konseyi’nin böyle bir süreçte adanın iki ayrı devlet çerçevesinde ayrıştırılmasına olumlu cevap vermeyeceğini düşünüyoruz. Çünkü BM parametreleri ortadadır. Bakınız, Kıbrıs’ta adanın iki ayrı devlet çerçevesinde ayrıştırılması Kıbrıs Rum Otoritesi’nin de onayını gerektirir, Yunanistan’ın, Türkiye’nin ve İngiltere’nin de onayını gerektirir. Çünkü biliyorsunuz, 1960 Anlaşması’na göre, Yunanistan, Türkiye ve İngiltere garantör ülkelerdir. Dolayısıyıla, adadaki anayasal düzen şu anda bozulmuş olmakla birlikte uluslararası hukuku dışarıda bırakacak yeni bir gelişme ancak bu üç garantör ülkenin ve aynı zamanda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin onayını gerektirir. Onay da yeni bir kararla eski kararın yeniden düzenlenmesi demektir, restorasyonu demektir. Şimdi biz Cumhuriyetçi Türk Partisi olarak herhangi bir şekilde Bahar’dan sonra adanın ikiye bölünmesi, iki ayrı devlete gidilmesi yönündeki bir siyasete karşıyız, böyle bir siyasetin hem başarılı olamayacağını düşünüyoruz hem de adadaki Kıbrıs Türk halkı ve Kıbrıs Rum halkının çıkarına olmadığını düşünüyoruz. Biz, CTP olarak, Kıbrıs Türk halkının çıkarının, toplumsal çıkarının federal bir çözümde olduğunu düşünüyoruz. Kendi kendini yöneten bir devlet kurulması gerektiğini ve bunun da tek egemenlikli bir devlet olması gerektiğini ve Kıbrıs’lı Rumlarla bu egemenliği ortak paylaşması gerektiğini düşünüyoruz. Bu bağlamda biz çizgimizi en ufak bir şekilde değiştirmeyiz ve olası bu yönde çıkacak görüşlere de karşı görüşümüzü oluştururuz.

Amur Gadzhiev: Evet, sayın Asım Bey, röportajımıza katıldığınız için çok teşekkür ediyorum.

Asım Akansoy: Görüşmek üzere! İyi yayınlar!

http://turkish.ruvr.ru/2013_11_11/Turkiye-Kibris-plan/

(Rusya'nın Sesi)