Geçtiğimiz Perşembe akşamı, uzun süre sonra Mağusa Söyleşileri çerçevesinde Dimitris Hristofiyas’ı dinleme imkanı buldum. Beklentimin çok ötesinde bulduğum izleyen katılımı yanında, toplumun farklı kesimlerini barındırması, kuzey Kıbrıs’ı yansıtan bir izleyici profilinin bir araya gelmiş olması oldukça önemli.
Demokrasi kültürü açısından, salona hakim olan olgun ve sağduyulu havayı küçümsememek, not etmek gerekir. Demokrasi kültürü, farklı görüşleri kabul, tanıma ve anlama süreci üzerinden diyaloğa kapı açar. Kültürel gelişim boyutu yanında, salonda bulunan Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının (hem komünist hem de Kıbrıslı Rum olması nedeniyle mi ?) Hristofiyas’ı dinleme tercihi bana dikkat çekici geldi.
Hristofiyas’ın genel üslubu bakımından, sakin ve genel bir sunuş yapacağını tahmin ediyordum. Tahminimde de yanılmadım. Özellikle kendi Başkanlığı dönemine yönelik değerlendirmelerine ve Kıbrıs sorunu açıklamalarına aslında aşinayız.
Talat ve Hristofiyas, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum solu ve adanın birleştirilip Federal çözüme ulaşma adına, tarihsel bir fırsat kaçırmış iki liderdi. Başarılı olmamalarının yarattığı büyük hayal kırıklığı bugün hala etkisini sürdürüyor, sürdürecek.
Tarih size her zaman sonuç alıcı adım atma ve radikal değişim/dönüşüm fırsatı tanımaz… Liderlerin, tarihsel momentleri çok iyi algılama ve cesaretle adım atma sorumluluğu vardır. Atamadığınız ve tarihsel gelişmeleri kendi sorumluluğunuz dışındaki olgularla gerekçelendirdiğiniz zaman, tarihe gerçekçi not düşmüş olmaz, hayata dair samimi konuşmuş olamazsınız! Bu noktada sadece deneyimlerinizi saklamış, gerçekleri gözden uzaklaştırmış, toplumsal heyecanı yok etmiş olursunuz. Geleceği kendinize saklamış, yeniden başlama birikimini hasıraltı etmiş olursunuz.
Elbette her iki lider, arkalarında ciddi bir emek bıraktılar. Otuza yakın yakınlaşma kâğıdından bahsediliyor; önemlidir. Liderlerin döneminde ortak açıklama olarak gündeme gelen ve BM Güvenlik Konseyi tarafından desteklenen, kayıt altına alınan 23 Mayıs-1 Temmuz ortak açıklamaları vardır, ki bunlar önemli ve yol gösterici çerçeve metinlerdir.. Açıklamalar da adadaki çözüm yanlılarının federal çözüme ulaşma süreçlerinde önemli bir parametre olarak yerini almıştır. Ancak ne yazık ki bu açıklamaların ne denli bağlayıcı olduğu tartışmalıdır.
Peki ama yaklaşık bir buçuk yıl süren, Talat Hristofiyas dönemi neden başarısız oldu? Neden çözüme ulaşılamadı? Çözüme ulaşılmasını engelleyen neydi? Kıbrıs Rum egemenleri mi ciddi anlamda sorun çıkardı ve Hristofiyas’ın daha cesaretli adım atmasını önlediler, yoksa Türkiye hükümeti mi bu süreçte kabul edilemez önerilerle süreci daha da zora soktu?
2010 Nisan’ından bu yana üç buçuk yıl geçti. Üç buçuk yıl önce bu ikilinin birlikteliği son buldu!
Ama ne kendileri, ne de kendilerinin mensubu olduğu siyasi hareketler ciddi bir özeleştiri yaptılar. Açıkçası benim de bir parçası olduğum siyasi dünyadan bahsediyorum. Kendimi dışarda bırakmam, siyaseten ahlaksızlık olur…
Ne AKEL ne CTP; ne Talat ne de Hristofiyas, dünü samimiyet ve akılla açıp konuştular. Ne yazık ki, sorunları ele alıp, değerlendirmediler. Tarihin bize sunduğu altın fırsatı neden değerlendiremedik, sorusunu yanıtlamadılar…
Eğer bu mücadelenin, bu tür gerçekçi değerlendirmeler yapılmadan süreceğine inanırsak; kanımca yanılırız. Şu anlamda… Kıbrıs sorunu yine gündemde kalır, Kıbrıs’ın her iki tarafında yine toplum liderleri olur…doğal gaz, uluslararası şirketler, garantör devletler, emperyal güçler yine devrede olur. Ama hayatını barışa adamış Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum solu, biz nerde yanlış yaptık ve toplumlarımıza, adamıza neden barışı getiremedik değerlendirmesini yapmayarak, olası yeni süreçlerde toplumların ve siyasi hareketlerin yeniden özne olma potansiyelini yok etmiş olurlar!
Hristofiyas’ı dinlerken aklıma bunlar geldi…
Ne kendisinin Türkiye’yi, daha doğrusu “anavatanları” suçlayan söylemi; ne de Talat’ın Hristofiyas’ı suçlayan değerlendirmeleri…
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar, yeniden başlayabilmek için “mutlaka” bir buçuk yıllık sürenin özeleştirisini yapmalıdırlar.
Bu konu, tüm barış güçleri için tarihi bir vicdan yarasıdır. Konuşulmalıdır…