Önce şu aklımdakini yazayım da, bazıları beni baştan ekonomik gelişme ve yabancı yatırım düşmanı ilan etmesin.
Evet, yabancı yatırımına karşı değilim 🙂 bir daha da bu tür bir itirafta bulunmayacağım.
Yıllar önce şu anda Bakanlık yapmakta olan Türkiye’nin genç ve parlak AK partili siyasetçilerinden biri ile konuşuyoruz. Siz dış yatırıma neden karşısınız diyor…Bu da nerden çıktı dediğimde, gelen yatırımcılara bürokratik zorluk çıkarıyorsunuz, bırakın gelsinler, yatırım yapsınlar…Elbette gelsinler, bizim öngöreceğimiz alanlara yatırım yapsınlar, kendi işçimizi, mühendisimizi hatta yerli sermayemizi de gözeterek işlerini planlasınlar ve asla yasal mevzuatın dışına çıkmasınlar diyorum…Siz kendinizi ne sanıyorsunuz, önemli olan sermaye girişidir, yoksa yatırımcı kendi işçisini, mühendisini getirecekse size ne diyor, siz yatırımcıya arazi verin, özel teşvik sağlayın, yatırım iklimi yaratın diyor…Bunun adı peşkeşdir, sömürüdür, biz ülkemizin her yönden sağlıklı gelişmesini istiyoruz, buna kim uyacaksa o gelsin, böyle yatırım iklimi olmaz diyorum…Siz kendinizi İspanya mı sanıyorsunuz, kiminle rekabet edeceksiniz o zaman, maliyet girdileri yüksek olur, ucuz iş gücü kullanılmazsa turizmde Antalya ile bile rekabet edemezsiniz, size ne sermaye ne de turist gelir diyor…Vallahi zaten bahsetmek istediğiniz iklim mesela kumar turizmi ise, amaç toplumdan izole edilmiş bir turizm anlayışı ise, amaç esnafın, yerli iş dünyasının kazanmamasıysa, bence siz bu kumarcıları Türkiye’ye alın, bahsettiğiniz iklimi orada yaratın bakalım ne olur diyorum…İdeolojik saplantılarınızdan kurtulmalısınız diyor…Nedense sizin görüşlerinize katılmamak ideolojik saplantı oluyor, ben de size şu kumarcıları, gece kulüplerini ve diğerlerini…hepsini size gönderelim diyorum…Gülüyor… Anlaşamıyoruz.
Bakanlığım döneminde, kapımı dünyanın dört bir yanından iş insanı çaldı. Kendilerine iki konuya özel önem veriniz, dedim : 1. Kendi yerel iş adamlarımızla kuracağınız çeşitli ortaklıklar bizi memnun eder. Lütfen bu yönde girişimde bulununuz. 2. Bu ülkenin hukuk düzeninin dışına çıkmayınız. Biliniz ki, iyi kötü burasının da bir hukuk sistemi var. Bu sistemi gözetiniz, ona uygun hareket ediniz.
Çoğu yatırımcı yasal mevzuatı beğenmediği, engelleyici bulduğu zaman sorunu “bürokratik engel” diye sunup çalışanı, üst düzey yöneticiyi hedef tahtasına dönüştürüyor. Bu konu o kadar büyüyor ki, üst düzey görüşmelerde “canım siz de kaldırın şu bürokratik engellerinizi” meselesine dönüşüyor. Bürokratik engelin abartılacak kadar olmadığını düşünüyorum. Esas mesele yasal mevzuattır, düzenlemelerdir. Kimsenin uymak istemediği yasal kurallar bütünü…
Özellikle adaya “talimatla” gelen yatırımcı zaten gönülsüz bir halde. Yapacağı işten, yatırımdan pek de istediği zamanda ve düzeyde “kar” elde edemeyeceğini bildiği için gergin. Bu şartlar altında yasaların dışına çıkmayan kendi istediğini yapmayan devlet çalışanlarına saldırının düzeyi her zaman büyük oluyor. Bu itirafları kendilerinin yapığını da not edeyim, bu arada…
Elbette ABD’li veya Alman yatırımcılar değil gelenler. Türkiye'den “talimatla” gelen yatırımcılar…
Bu durumun farkında olan bizler yine üstte belirttiğim iki noktanın altını çizmek ve özellikle zorunluluk olan yasal konusunu işaret etmekten asla geri durmadık. Hem durmadık hem de olası zaman sorunlarını veya varsa bürokratik sorunları aşmak için çaba göstereceğiz dedik.
Dediğimizi de yaptık.
Bir gün basın toplantısında, bana bağlı bir daire ile ilgili eleştirel soru geldiğinde; ilgili daire ile sorunu olan iş insanının dosyasını alıp doğrudan bana gelmesini söylemiştim. Eğer konu yasal çerçeve değilse, hemen o gün sorununu çözüp, dosyanın ileriye götürülmesini engelleyen memur hakkında işlem başlatacayım, dedim. Şunu bilmelisiniz, sorumluluk bendedir, bana gelin ve kamu çalışanlarını yıpratmayı bırakınız dedim.
İnanın bu bağlamda bir kişi ya geldi ya da gelmedi !
Mesele bu kadar açık ve net…
Malum, bu adada kim nerede yaşarsa yaşasın yine de Girne der. Özel bir yer. Korunmaya, planlı gelişmeye muhtaç bir yer. Uzun vadeli programa ihtiyacı olan bir yer.
Bildiğiniz üzere Girne İmar Planı çalışmalarını bir yıl içerisinde bitirmek üzere yoğun çalışma başlatmıştık. Ülkesel Fizik Planı çerçevesinde hem Girne’yi düzenlemek hem de artık siyasilerin “rant” kapısı haline getirdikleri güzelim kenti kurtarmak için bir hamle yaptık. Kat sayılarını da içeren değişiklikleri de kapsayan zorunlu bir “son” dediğimiz bir emirname yayınladık. Çok ses getirdi. Çok tehdit, tepki aldım. Çok bağırtı çıktı. Tümünü göğüsledim. Çünkü yaptığım bu hamleden dolayı beni affetmeyen ve kara listeye alan nice siyasi ve sosyal aktör değil, “ali veli” değil, beni Girne ve “kamu yararı” ilgilendiriyordu. Evet, kamu yararı neyi gerektirirse onu yapacağız dedim ve yaptık. Girne’yi seven sağduyulu insanlarımız bahse konu Emirnameye ve ardından geleceğine, biteceğine dair söz verdiğim İmar Planı çalışmalarına güvendiler. Sözüme güvendiler…Yarım kalsa da onlara müteşekkirim. Bir de şunu belirtmeliyim, en genelde Bakanlık yaptığım dönemde ancak özel olarak Girne çalışmaları bağlamında KT Müteahhitler Birliği Başkanı ve yönetim kurulu, KT Mimar Mühendis Odaları Birliği Başkanı ve ilgili Oda Başkanları, Girne Belediye Başkanı, Çatalköy Belediye Başkanı ile çok uyumlu çalışma yürüttük. Ve Girne ile ilgili adımı, tüm bu arkadaşların desteği, katkısı ve onayı ile yaptım; yaptık.
Dolayısıyla o ekipten çıkan uzlaşı, kararımızın ne denli doğru olduğuna dair inancımı ciddi anlamda artırdı.
Eski Zeyko Fabrikasına yapılan yedi katlı karkası görünce bunları düşündüm birden. İlgili firma ile onlarca kez görüştüm. Kendilerine Girne “Kahverengi Bölge”deki araziye 4 kat inşaat yapılabileceğini çok söyledim. Zaten Şehir Planlama Dairesinden aldıkları izinde 4 katlıktı. Israrla 5 kat izin istiyorlardı. Gerekçe olarak da, aldıkları teşviğin 4 katla yapılacak oda sayısına yeterli olamayacağını, bunun için 5 kata ulaşmak istediklerini belirtiyorlardı.
Bakanlık olarak yaptığımız değerlendirmede, şu an için orayı turizm yatırımları için öngörülen “Mavi Bölge”ye dönüştürecek bir emirname değişikliğini yapmamızın hiçbir bakımdan doğru olmayacağını ancak, yukarıda da bahsettiğim Girne İmar Planı çerçevesinde ve kısa bir sürede gerekli 5 katın halkında onay vermesi ile düzenlenebileceğini belirttik.
Ardından Bakanlar Kuruluna yeni bir konu getirildi. Aynı otel inşaatının yanındaki arazilerin, ilgili otele kiralanması ile ilgili bir önergeydi. İskan yasası kapsamına giren bir arazi olması nedeniyle arazinin özel şirketlere kiralanamayacağını ifade ettim.
Konuyu UBP “olmazsa olmaz” olarak nitelendirdi ve hükümeti de bir hafta sonra bozdu.
Bu konu ile ilgili pek çok koku çıktı. Belgesi olmayan kokular. Konunun bağlandığına, olurunun sağlandığına dönük kokular. İşin çoktan bitirildiğine dair kokular. Bedeli hükümeti düşürmeye gidecek denli büyük kokular. Siyasi partilerin mali yapılarının savcılık tarafından mutlaka denetlenmesi ve nereden buldun denmesi gereken kokular. Toplumun uyanması gereken kokular. Siyasilerin villa borçlarına kadar giden kokular…
7 kat haberini okuyunca aklıma tüm bunlar ve hala daha dumanı tüten kokular geldi…
4 onaylı, 5 talepli, 7 fiili…kokular…