“Kıbrıslı Türklere müdahale var”

CTP Milletvekili Asım Akansoy, toplumun huzurlu ve mutlu yaşayabilmesi, sorumluluk üstlenebilmesi ve kendi kendini yönetebilmesinin yegane yolunun demokratik düzene ve alınan kararlara saygı duymak olduğunu belirterek, beğenmediğini güçle yıpratmanın, alaşağı etmenin kabul edilir olmadığını söyledi

Akansoy, “Kıbrıs sorununda bu hükümet taş taş üzerine koyamayacak, göreceksiniz. İstedikleri kadar ayrılıkçı bir söylem tuttursunlar. İstedikleri tavrı sergilesinler. Bu durum Kıbrıslı Türk toplumu için ciddi bir zaman kaybı olacak ve toplumun, dünyadan daha da soyutlanmasına yol açacaktır” dedi

Akansoy, hükümet programındaki Kıbrıs konusu bölümünün TC Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun aklı olduğunu ifade ederek, “Bu tavır, Kıbrıs sorununda çözümü hedeflemez, daha çok belirsizlik üzerine kuruludur. İdare-i maslahat siyaseti” diye konuştu

“Ayar tartışmasında Tatar’a, Cumhurbaşkanı Akıncı’ya ayar ver denmiştir, o da dağarcığına bunu alıp ifade etti herhalde. Sayın Tatar aslında içi dışı bir olan bir kişidir. Zaten ayar söylemi ile 288 milyonluk yardımı yan yana okumak gerekir. Parayı verenin düdüğü çalındı işte!”

Deniz ABİDİN

CTP Milletvekili Asım Akansoy, yeni hükümetin iddialı, ciddi sorunlara çözüm üretme kapasitesi ile uzun ömürlü olma olasılığını çok zayıf gördüğünü belirterek, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine odaklı açık bir müdahale ile karşı karşıya kaldıklarını söyledi. Demokrasiye ve kendi kendini yönetme iradesine yönelik açık bir müdahalenin söz konusu olduğunu belirten Akansoy, 2009’da ne olduysa, 2016’da ne olduysa bugün de aynısının olduğunu söyledi.

Akansoy, Türkiye’deki sorunlardan kaynaklanan, Türk Lirasının değer kaybına bağlı ekonomik daralmanın yarattığı ciddi zorlukları aşmaya çalışan hükümet ortaklarının arasını dış etkenlerle bozamayanların, karıştıramayanların, kendilerine bir siyasi taşeron yaratarak hükümete müdahale ettiklerini kaydetti. Akansoy, uzun süre boyunca aranan, gündem yapılan suni gerekçenin Denktaş’ın arazi konusu üzerinden piyasaya sunulduğunu ifade ederek, demokratik kültüre ve toplumsal değerlere zarar veren hastalıkların bunlar olduğunu söyledi.

Asım Akansoy, Kıbrıslı Türklerin sahip olduğu hoşgörü, sosyal doku ve demokratik kültüre sürekli bir müdahale olduğunu belirterek, çeşitli odakların, burayı bir alt yönetimde tutmak, geliştirmemek için ellerinden geleni yaptıklarını, bu gidişatın gidişat olmadığını kaydetti. Toplumun huzurlu ve mutlu yaşayabilmesi, sorumluluk üstlenebilmesi ve kendi kendisini yönetebilmesinin yegane yolunun demokratik düzene ve alınan kararlara saygı duymak olduğunu belirten Akansoy, beğenmediğini güçle yıpratmanın, alaşağı etmenin kabul edilir olmadığını söyledi.

Akansoy şöyle devam etti, “Kıbrıs özel bir bölge, ada Avrupa Birliği toprağı, insanlar AB vatandaşı. Kıbrıslı Türkler tarih boyunca Türkiye ile yakın ilişki içinde oldular. Bu tür müdahalelerle, bu tarihi yakınlığı sarsacak adımlardan hiç kimse kazanmaz. Hükümetlere müdahale, adanın kuzeyinde Kıbrıslı Türklerin kendi kendini yönetme iddiasını Kıbrıslı Rumlar karşısında da ciddi anlamda erozyona uğratıyor. Bu ve benzeri müdahaleler devam ettikçe değil KKTC’nin gelişmesi, kimilerinin son zamanlarda seslendirdiği, tanınma, ayrı devlet ve konfederasyon iddiasını bırakınız, masadaki haklarımızı ve çözümle birlikte ayrı yönetsel iddiamızı kimse ciddiye almaz.”

“Müdahaleyi kimin yaptığını herkes bilir, 288 milyonu ayarlayanlara bakmak lazım”

Akansoy, Tatar ve hükümetinin bu bağlamda ciddi meşruluk sorunu olduğuna dikkat çekerek, “Bu parlamentodaki aritmetik bağlamında değil. Ancak eğer bir hükümet düşürülüyor, siyasi düzen, ayakları yere basmayan, inandırıcı olmayan gerekçelerle yeniden düzenleniyor, böylece Kıbrıslı Türklerin demokratik değerlerine müdahale edilmesine imkan tanınıyorsa burada durmak lazım. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Bundan sonraki süreçte Kıbrıslı Türklere yönelik her türlü sosyal, siyasal ve ekonomik tahribatın tek bir sorumlusu olacaktır, o da Sayın Özersay ve onu besleyen üst akıl. Çünkü inanın mesele basit gerekçelerle anlatılamayacak kadar ciddi bir konudur. Müdahaleyi kimin yaptığını herkes bilir. Anında 288 milyonu ayarlayanlara bir bakmak lazım” dedi.

“Parayı verenin düdüğü çalındı işte!”

Akansoy, şöyle devam etti, “Ayar tartışmasında Tatar’a, Cumhurbaşkanı Akıncı’ya ayar ver denmiştir, o da dağarcığına bunu alıp ifade etti herhalde. Sayın Tatar aslında içi dışı bir olan bir kişidir. Zaten ayar söylemi ile 288 milyonluk yardımı yan yana okumak gerekir. Parayı verenin düdüğü çalındı işte! 4’lü hükümet, UBP’nin 20 aylık peşkeş hükümeti üzerine kurulmuştu. Kamu kaynaklarının darmadağın edilmesi, kontrolsüz vatandaşlık dağıtımı, yolsuzluk ve kayıt dışılığa göz yumulması hatta teşvik edilmesi ile ilgili duyumların gündemde olduğu gerçekten çok kötü bir zaman diliminin ardından hükümet gündeme geldi. 4’lü hükümette Özersay’ın Dışişleri Bakanı yapılması ciddi sorun yarattı. Bu alanda işlevsiz, etkisiz bir dönem geçirdik. Şimdi, ben diyor çalışırken bazı hükümet vekilleri beni kamuoyu önünde uyardı, moralim bozuldu. Ben anlamadım, siyaset ne zaman mutluluk arayışına döndü. Eğer kendisine uyarı yapmışsak, hükümet programına dön demişsek, benim adıma çıkıp çatışma söylemi üretme demişsek, ayrılıkçı siyaset yapma demişsek, yolun yanlış toparlan demişsek, bunda sorun nedir? Üstelik başarılı olduğunda kendisini alkışlayıp, bravo da dedik. Bundan memnun olacağına moralim bozuldu diyor. Ben senin ayrılıkçı siyasetinin takipçisi olacak değilim. Programda ne yazarsa onu yapacaksın, bu herkes için geçerlidir.”

“Bu hükümet taş taş üzerine koyamayacak”

Akansoy, “Kıbrıs sorununda bu hükümet taş taş üzerine koyamayacak, göreceksiniz. İstedikleri kadar ayrılıkçı bir söylem tuttursunlar. İstedikleri tavrı sergilesinler. Bu durum Kıbrıslı Türk toplumu için ciddi bir zaman kaybı olacak ve toplumun, dünyadan daha da soyutlanmasına yol açacaktır” diyerek, hükümet programındaki Kıbrıs sorunu bölümü TC Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun aklıdır. Bu tavır, Kıbrıs sorununda çözümü hedeflemez, daha çok belirsizlik üzerine kuruludur. İdare-i maslahat siyaseti” diye konuştu.

“Kıbrıs, ne Suriye’dir ne Sudan’dır ne de Kosova’dır”

“Uluslararası ilişkilerde güç unsurunu ve caydırıcı yöntemleri kullanarak, Konfederasyon, iki ayrı devlet veya uluslararası hukukun dışına çıkma yönünde büyük teoriler üretiyorlar. Sözde Kıbrıslı Rumları zorlamaya çalışacaklar. İki devletliliği zorlamak ve öne çıkarmak gibi bir dertleri var. “Anastasiadis’in konfederasyonu ifade edemediğini, eğer bizden bu yönde resmi bir görüş giderse, kendisinin masada bu modeli konuşacağına” inanıyorlar, bunu kulislerde konuşuyorlar. Şimdi bu görüşe inananların bizi çok yanlış bir oyuna itmekte olduğunu düşünüyorum” diyen Akansoy, “Tam da Anastasiadis’in istediği çerçeveye! Anında Kıbrıslı Türkleri ve Türkiye’yi BM parametreleri dışına çıkıldığı için suçlayacak olan bir taraf görecekler karşılarında. Bunu mu istiyorlar ? Belki de? Ancak bunun bedeli Kıbrıslı Türkler için çok büyük olur. Bunu anlayamayacak kadar kendinden geçmiş olmak, ben söylerim olur demek, dünyayı idare ettiğini zannetmek modern siyasetin işi değildir. Her bölgesel sorunun, kendi coğrafyasına bağlı bir tarihi, bir sosyolojisi hatta bir sosyal psikolojisi vardır. Farklı güç dengeleri ve etkenler üzerinden ilgili sorunu okuyabilir ve çözüm yolu üretebilirsiniz. Kıbrıs, ne Suriye’dir ne Sudan’dır ne de Kosova’dır” dedi.

Asım Akansoy, Kıbrıslı Türklerin haklı eşitlik vurgusu yanında, Kıbrıslı Rum toplumunun tarihinin, sosyolojisinin, güç dengelerinin iyi analiz edilerek çözüldüğünü, Kıbrıslı Türklerin haklarının belirsizlik siyaseti ile elde edilemeyeceğine vurgu yaptı.

“Kimse federasyon tükendi gibi sloganlar üretmeye kalkmasın”

“Kıbrıs sorunu müzakere tarihi, temelde Kıbrıslı Rumların üniter devlet ve Kıbrıslı Türklerin konfederasyon emellerinin çatışma alanıdır. İki kez federasyon görüşüldü o da Sayın Talat ve Sayın Akıncı dönemlerinde. Kimse kalkıp da bize Federasyon tükendi gibi sloganlar üretmeye kalkmasın” diyen Akansoy, her şey kayıtlı, herşey ortada. Bu tür basit söylem oyunlarına, algı operasyonlarına karnımız tok. TC diplomatlarının anılarını okusalar, 1974’den itibaren ayrı devlet için çırpındıklarını herkes anlar” şeklinde konuştu.

“Ya bir duruş sergileyeceğiz, ya da bu günleri çok arayacağız”

Akansoy, Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu dönemi müzakerecisinin, süreci boğan, yozlaştıran bir adım ileri adım atmayan girişimlerinin unutulmadığını belirterek, “Yazılarımız, yorumlarımız hala geçerli. Bu noktada şunu belirtmek isterim, toplumsal varlığımızı zayıflatacak, kimliğimizden uzaklaştıracak sosyal mühendislik projeleri şu anda aktiftir. Ya tavır alacağız ve bir duruş sergileyeceğiz, ya da bu günleri çok arayacağız. Tümüne karşı toplumun ses vermesi lazım. Vermeliyiz.

Hükümet programı malumun ilanı bir metin. Oturup çalışmamışlar, bir de iddia ortaya koymaya çalışıyorlar. Zaman kaybı” dedi.

“Statükoya makyaj yapmakla herhangi bir sonuç elde edilmez”

Akansoy, CTP’nin en güçlü kadroları barındıran tek parti olduğunu, ne istediğini ve ne yaptığını bilen, güçlü bir geçmişi olan bir parti olduğunu belirterek, “bu ülkede başarı ancak, paylaşım kültürünün yaygınlaşması, demokrasinin daraltılmasına asla izin verilmemesi, siyasetçilerin laf değil paylaşarak, kollektif bir şekilde iş üretmesi, açık olması ve toplumla barışması ile mümkündür. Örgütlü toplumla mümkündür. Demokratik bir düzenin tesisi için de sadece ekonomik konuları öncelikli kılmak değil, ekonomik, sosyal, idari yeni düzenlemelerle, kendi kendimizi yönetebileceğimiz, istikrarlı ve güçlü bir yeni yapılanma sürecine ihtiyaç var. Yurtsever bir dinamizme. Yoksa statükoya makyaj yapmakla herhangi bir sonuç elde edilmez. Kıbrıs’ta çözümü yok sayarak, kendi içimize kapanarak, çözüm isterim ama bugün mümkün değildir, günü gelince bakarız diyerek asla mümkün değildir. Çözüm süreci ile yeniden yapılanma süreci entegre bir süreç olduğu sürece, istediğimiz sonucu alabileceğiz. Bu tür bir siyasi perspektifle, her iki taraftaki statükonun dibine darı ekebileceğiz. Bu anlamda bizim görevimiz, ne her şeyi çözüme indirgemek ne de verili koşullara kapanmaktır. İkisi de kendi başına sorunludur. Biz bunu yapacak güce ve bilince sahibiz” dedi.

“AP’de Kıbrıs için üçüncü bir siyaset kanalı açılacak”

Akansoy, şöyle devam etti, “Niyazi Kızılyürek etkili bir federalisttir. Hiçbir siyasi partinin üyesi değildir. Hiçbir siyasi partiye biat edecek bir kişi de değildir.

Adaylığı ve seçimi kazanması önemlidir. Avrupa Parlamentosunda Kıbrıs için üçüncü bir siyaset kanalı açılacaktır artık. Etnisite üzerinden olaylara bakmayan, milliyetçilik ötesi, Federal çözümün gerçekleşmesi için gerçekleri konuşan, tartışan ve gündem yapan bir siyasi kanal. Daha önce de ifade etmiştim, “Niyazi’nin adaylığı adanın her iki tarafındaki statükonun kalbine sokulmuş bir bıçaktır.” demiştim. Evet öyledir. Kendisini gönülden kutlarım. Kıbrıslı Türk milliyetçileri ve Kıbrıslı Rum milliyetçileri Niyazi’ye destek olan ve çözüm iradesini ileri taşımak için katkı koyanları üniter devlet kapsamında alarak anında ötekileştirmeye çalışıyor. Beklenmedik bişey değil. DİSİ Genel Başkanı Neofitu ile bazı UBP vekillerinin açıklamalarının örtüşmesi ne kadar anlamlı. Neofitu, hayal dünyasında. Oy kullananlar çözüm için, adil ve eşit bir Kıbrıs için, Niyazi’nin federalist görüşleri için oy verdi. Ve aynı zamanda Yasemin hareketini temsil edenlerin çözüm yanlısı siyasetleri için oy vermişlerdir. Her iki taraftaki statükoyu reddettikleri için. Niyazi’nin adaylık sürecini başta Kıbrıslı Rum toplumu olmak üzere Kıbrıslılar için yüzleşme süreci olarak değerlendirebiliriz. Birlikte, ortak bir gelecek inşası için bir arayış olarak. Bu statik değil dinamik bir süreç olarak değerlendirilebilir. Kim kimi ne kadar temsil eder gibi sınırlayıcı ve dışlayıcı söylemler statükoyu besler. Oysa aslolan, yeni politik arayışlara zemin yaratacak ve her iki taraftaki yapıyı sarsacak karşı hegemonyayı geliştirebilmek, bunun için tavana da yapamadıklarımızı, tabanda ve yerelde yapabilmektir.”

“Çok yönlü mücadele olmadan, verili koşulları aşabilmek mümkün değil”

“Çözüm konseptinin bütünlüklü bağlamının yarattığı ataleti kırmamız gerekir. Bu yönde çalışan değerli akademisyen dostlarımız da var. Bundan sonra salt bütünlüklü çözüm diyerek değil, çok yönlü çalışmamız lazım. Bütünlüklü çözüm indirgemeci bir mantık üretiyor. Bizi verili koşullara hapsediyor. Elbette önemlidir, sonuçta bütünlüklü çözümle bir yere varacağız ancak “parça parça” ya da “adım adım” çözüm de hayatın kendi dinamiğini oluşturabilmek adına çok önemlidir. Yeter ki, çözüm ile ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarından çıkılmasın, bu konsepte bağlı kalınsın. Bunları tartışmalıyız. Akademisyen dostlarımız Yücel Vural’ın, Ahmet Sözen’in ve sevgili Okan Dağlı’nın bu yönde ciddi çalışmaları var. Çok yönlü mücadele olmadan, verili koşulları aşabilmek mümkün değil.”

http://www.yenibakisgazetesi.com/kibrisli-turklere-mudahale-var/41777/?fbclid=IwAR2aSlXK41MLZo5vdX_vielaO-M9knGb-p9ichUei2hAMACv0CybFYg1gVA