Haysiyet ve Çözülme yolu…

Haysiyet ve Çözülme yolu…

Cumhurbaşkanlığı makamı, sadece KKTC vatandaşlarını temsil eden sembolik bir yetkiye sahip değildir. Bunun ötesinde anlam ve öneme sahiptir. Cumhurbaşkanı, Kıbrıslı Türk toplumunun Toplum Lideridir. Yani Birleşmiş Milletler düzeyinde kabul gören yegane temsil makamıdır. Bu bağlamda da tüm dünya devletlerinin, Kıbrıs sorununun çözümü bağlamında kabul ettiği, değer verdiği dikkate aldığı bir güce sahiptir. Bu gücün bir diğer yanı da, Kıbrıs müzakereleri ile ilgili oluşturulan siyasetin, uluslararası bağlamda yöneticisi olmasından kaynaklanmasında aranabilir. Seçim sürecinde halka verilen sözlerin, görüşlerin, vaadlerin temsil edildiği odaktır.
Bir ülkenin Cumhurbaşkanına yönelik sarfedilen sözlerin niteliği, doğrudan Kıbrıslı Türkleri bağlar. Dolayısıyla Kıbrıslı Türk toplumuna saygı, demokratik yöntemle seçilen Cumhurbaşkanına saygıdan geçer.
* * *
Türkiye hükümeti temsilcileri ile iyi işbirliği ve kardeşlik ilişkisi içerisinde olmak varken, ben istediğimi yaparım demek, bu ortak davadır demek, kimseden izin almam demek, siyaseten dayatmadır, kabul edilir, yapıcı bir duruş ve söylem değildir. Değildir, çünkü bunu ifade eden temsilci biraz empati kurabilse, ne demek istendiğini çok daha iyi anlayabilir.
Ortak dava söyleminin ise değişme ve Kıbrıs Türk demokrasisine saygı zamanı çoktan geldi ve geçti. Zorlamaya kalkmak daha kötü, istenmeyen sonuçlar doğurur. Haysiyet kırmaya çalışanlara verilecek cevap vardır elbette.
Ancak bu küçük toplumun yöneticileri sorunları olgunlukla değerlendirmeyi tercih edecek kadar büyük bir duruşu gösteriyorlar, çoğu kez !
* * *
Kıbrıs sorununda ciddi bir eksen kaymasına doğru gidiyoruz. Bir yandan Sayın Anastasiadis, bir diğer yandan Sayın Çavuşoğlu ve Sayın Kudret Özersay.
BM Parametreleri ile çözüme ulaşılamayacağına inandığını bildiğimiz Çavuşoğlu ve Özersay, Anastasiadis’in Konfederasyon oyununun arkasına düşerek, anlaşılan yeni bir zemin yarattıklarını düşünüyorlar. Bu zeminin oluşumunu de Doğal Gaz konusundaki yeni jeopolitik gelişmelere ve uygulamada “caydırıcı enstrümanlara” yani “askeri güçlere” bağlı adımlara bağladıklarını düşünmekteyim.
Anastasiadis’in Konfederasyon konusundaki çıkışlarının tamamen “softa şaşırtması” olduğu, aslında bu yönde bir görüşü olmadığını resmi olarak biliyoruz.
Sadece Anastasiadis değil, Güney Kıbrıs’taki yüzde 80-90 gibi büyük bir kesimin Konfederasyona karşı olduğu biliniyor. DİSİ Genel Başkanı Averof’un, AKEL Genel Sekreteri Kipriyanu’nun siyasi duruşu çok net ve Federasyondan yana. Avrupa Birliği’nin de aynı şekilde Konfederasyona karşı olduğunu, kendi bünyesindeki bölgesel sorunların yarattığı büyük sorunlardan dolayı çok iyi biliyoruz. BM Güvenlik Kurulu üyelerininin tavırlarını ve bugüne kadarki kararlarını saymıyorum bile. İki ayrı egemen devlete dayalı ayrılıkçı bir modelin, güven, istikrar yaratma olasılığı olmadığı, dünyadaki pek çok örneğin ayrılıkla sonuçlandığı ve bu saatten sonra dünün çoktan gömülmüş ayrı yapılarını gözeten bu tür çıkışların kabul görmediği açıktır. Küçük devletlerin, sürdürülebilirliğinin olmadığı, ciddi ekonomik, siyasi sorunlarla karşılaştığı, gayrı yasallığın hegemonyasına girdiğini de ayrıca biliyoruz, tartışabiliriz.
Dolayısıyla “yeni yaratıcı fikirlere olan ihtiyaç” cümleciğinden hareketle bugüne kadar yapılan tüm çalışmaları ve ortaya çıkan modeli sıfırlama çabası aslında safsatadan öte bişey değildir.
* * *
Kıbrıs sorununun çözümü Guterres’in de raporunda referans verdiği gibi toplumların iradesine bağlıdır. Hiçbir siyasi sonuç mücadele edilmeden elde edilemeyeceği gibi, hiçbir konjonktür de kendi başına istenilen boyuta evrilemez. Bunların tümü iradidir.
Yani mücadele ister, kavga ister, akıl ister. Bunu gerçekleştirmek de, çözüm güçlerinin etkili olması ile ilintilidir.
Dolayısıyla siyaseti çok iyi bilen Guterres, doğru referansla konuşuyor; anlayana.
* * *
Evet çözüm güçleri ne yazık ki uyuyorlar. Ve bu durum hiç de hayra alamet değil. Değil, çünkü çözüm elimizle tutacak kadar yakın ve bir o ölçüde uzaktır. Kararı biz vereceğiz.
* * *
Çözüme ulaşmak kadar önemli olan konu, bugüne kadarki ekseni, yani Federasyon çizgisini sağlamlaştırmak ve olası sapmalardan onu korumaktır. Eğer başka bir bağlama oturacak ve “belirsizlik bitsin de ne isterse olsun” gibi bir savrulmaya girilirse, ki Sayın Dışişleri Bakanının çıkışlarını bu çerçevede görüyorum, geri dönüşü olmaz tahribatlar yaratılır, diye düşünmekteyim.
* * *
Gelinen noktada tüm sorunun Doğal kaynakların paylaşımı üzerinden güç savaşı olduğunu belirtebiliriz. Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Cumhuriyeti karşılıklı bir yumuşak savaşa girmiş durumdalar. Farklı ittifaklarla, Doğu Akdenizin yeniden şekillenmesi sürecinde gözü kara bir tavır içindeler. Kavga sadece askeri düzeyde değil, hukuki, ekonomik ve siyasi bağlamları kapsamaktadır. Ve bu başlıklarda yeni ittifaklar, konumların daha da sertleşmesine, çıkmazın daha da körleşmesine yol açıyor.
* * *
Biz ise yangına benzin döküyoruz. Türkiye’ye yürü da tamamdır diyoruz ! Haklarımız dövüşerek alacağız öyle mi? Gerçekten varoluş kavgasının son aşamasına geldik…
* * *
Kıbrıs sorunun Federasyon çizgiden çıkmasının zararını en çok Kıbrıslı Türkler görecektir. Çünkü gizliden gizliye konuşulan alternatifler ve çizilen modeller, Kıbrıslı Türk toplumunun varlığına da dayalı çağdaş bir model değil, çözüm-müş gibi sunulacak, çözülme diyebileceğimiz çarpık bir yapı olacaktır. Kimilerinin hazırlığı da bu yöndedir.

NOT: DÜZELTİLMİŞ METİN.