Kıbrıs'ta yeni dönem, kendi dinamiğini kendisi yaratacaktır demiştim geçtiğimiz haftaki yazımda. Kıbrıs'ın gerek kuzeyinde gerekse güneyindeki güç dengeleri giderek değişecek ve çözüm merkezli siyaset katı ideolojik davranışların önüne geçerek hareket alanı yaratacaktır. Kuzeyde başlayan bu devinim, güneyde de devam edecek ve 2006'da yapılacak seçimlere bu yaklaşımların sonuçları damgasını vuracaktır. Kuzey'deki çözüm yanlısı siyasi otorite ile ilişkilerini geliştirip çözüme yönelen partilerin oy oranında artış olacağını bugünden öngörmek mümkün.
Kuzey Kıbrıs'ta gerek Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın gerekse CTP'nin başarısı çözüme dayalı bir siyaseti 'merkez' kabul etmesi ile başlamıştır. Hal böyle olunca, pragmatik ama dengeli ve toplum gerçeklerinden kopmayan bir siyasi çizgi yarım yüzyıldır kuşatılan, neredeyse dizginlenen toplumun beklentilerine cevap vermiştir. 2002 yerel seçimlerinden itibaren büyük bir tırmanışa geçen CTP, gerek Birleşik Güçler konseptiyle gerekse toplumu doğru okumasıyla ve bu bağlamda doğru siyaset üretmesi nedeniyle büyük başarılar elde etmiştir.
Toplumu 'doğru gözle, gerçekçi bir bakışla' okumak sanırım tüm diğer zor siyasi adımların öncesinde ve temelde bir kabiliyettir. Kıbrıslı Türk toplumunun çelişkileri, beklentileri, toplum psikolojisi, sosyal değişimi v.b Aynı zamanda, bu başarının nedeni kişisel hezeyanlara, şımarık küçük hesaplara kapılmamak olmuştur. Hayal etmek, inanmak ve bunun için çok çalışmak.
Elbette çok haklı olarak halk, CTP'ye verdiği desteğin karşılığını görmek isteyecektir. Öncelikle şunun altını çizmeliyiz ki, bu konuda önceliğin Kıbrıs sorunu olduğunu görmek istemeden, Kuzey Kıbrıs'taki 'sınırlı hareket alanı'nı göz ardı ederek bir değerlendirme yapmak gerçekçi hatta toplum nezdinde meşru değildir. Buna rağmen yeni dönem hükümetinin hemen her alanda iddialı reformlara yöneleceğini öngörmek de zor değil. Bu reformların AB ile her alanda tam uyumlu olması ise bugün için mümkün değildir. Bunu çözüm sonrasında tamamlanabilecek bir süreç olarak değerlendirilebiliriz. Bu anlamda ekonomiden eğitime dek her alanda, çağdaş yasal düzenlemelerle yarını bugünden kurmaya başlamak gerekir. Çok açıktır ki, Avrupa Birliği süreci ancak Birliğin süreçe doğrudan dahil olması ile başlar. Bu nedenle, bu projenin AB'ne aday olmuş olan ülkelerde ne denli zor bir uyum süreci gerektirdiğini, hayatın her alanında AB yasalarının hem hazırlanması hem de uygulanmasının AB desteği olmadan kesinlikle mümkün olmadığı biliniyor. İşt bu 'sınırlı' şartlar altında Avrupa normlarının tamamen hayata geçirilmesi mümkün değil. Bugün ancak Avrupa Birliği gözetilerek hem kamu reformuna gidilebilir hem de belli bir programa dayalı yaratıcı icraatlarla toplumun çözüme dek olan sürede her anlamda 'rahatlaması' sağlanabilir. Ancak toplumun siyasi istikrara kavuşmadan gelişme dinamiklerini hayata geçirmelerinin mümkün olmadığından hareketle, istikarın çözümle sağlanacağının altını çizmeye gerek var mı?
Kıbrıs sorununun yarattığı sınırları gözardı ederek neredeyse kitabi bir bakışla hükümetten mükemmel bir icraat politikası izlenmesini istemek herhalde ironik olur. Burada özellikle çözüm yanlısı kalemlerin, şimdiden başlayan bu tür tespilerinin yaratacağı çıkmazı ne iyi ki halk biliyor ve konsantrasyonunu çözüme yöneltiyor.
Hükümetteki kabine oluşumu ile ilgili durum da aynıdır. Tek adamcılık ve en iyi ben bilirimcilik yaklaşımlarından öte bir tavır sergilenmesidir doğru olan. Kabinenin gökten zembille inmesini beklemek, gerçeğin dışına çıkmaktır ve biraz da ne istediğini bilmemektir. Bu anlamda atanacak bakanların salt kendi kapasitelerine dayalı bir icraat düzeyi tartışması yapmak ve isimler üzerinde yoğunlaşmak bir dereceye kadar anlamlıdır. O derece de CTP'nin toplumsal sorumluluğunun, ilgili alana dönük yapılan yoğun çalışmaların ve hükümet programının karşısında oldukça zayıf kalır.
26-11-2007