Güney cephesinde yeni bir şey yok!

Kıbrıs Rum kesiminde yarın gerçekleştirilecek olan seçimlerin belki de en önemli yanı, 2008’de yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri için bize ışık tutacak olmasıdır. Kıbrıs sorununun kilitlenmesine yol açan Kıbrıs Rum hayır cephesinin alacağı oy yanında, özellikle Papadopulos’un partisi DİKO’nun elde edeceği sonuç önemli.
Papadopulos’un halka açıkça “hayır”cı partileri desteklemesi yönünde yaptığı çağrı ile sürdürdüğü siyasetin temellerini daha da güçlendirmek istediğini gösteriyor. Uluslararası toplum karşısında ciddi bir güven bunalımı yaşayan Papadopulos, bu çerçevede kendisine toplumsal dayanak yaratarak bugün sürdürdüğü siyaset üzerine kurulu bir “meşruluk” zemini elde etmeye çalışacak.
Kamuoyu araştırmalarına göre oylarındaki bir miktar azalmaya rağmen AKEL’in seçimlerden birinci parti çıkması büyük olasılık. Kliridis’in partisi DİSİ’nin ikinci parti olacağı, DİKO’nun ise oyunu artırması bekleniyor. Diğer küçük partileri saymazsak, DİKO’nun oylarını artıracak neredeyse tek parti olması dikkat çekici! Yine önemli bir nokta DİKO’nun siyaseten Kıbrıs Rum milli siyasetinin merkez partisi olması yanında, elde edeceği başarı ile aslında yeni dönemin en etkili, kilit siyasi gücü olacağıdır. AKEL’in desteği ile başkan olan Papadopulos’un siyasi konumunu ve gücünü, seçimlerde partisinin yükselmesi için kullandığı, devlet olanaklarını bu yönde harcamaktan kaçınmadığı bir diğer konu.
AKEL’in dirilttiği Makarios geleneğinin, yeni dönemin baskın siyasi çizgisi olacak olması, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine de elbette damgasını vuracaktır. 2008’de yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri çözüm yönünde yeni alternatiflerin ortaya çıkmasını sağlayabilecek mi? DİKO’nun önemli gücü karşısında gerek AKEL gerekse DİSİ yeni dönemin başkanlığını, bu geleneği gözeterek değerlendirecektir. Bu anlamda Papadopulos’un adaylık konusundaki tavrı yanında Hristofyas’ın nasıl bir yaklaşım içerisinde olacağını göreceğiz.
Bugünden 2008’i konuşmak kolay olmasa da, çok önemli. Çünkü, Kıbrıs sorununun çözümü tamamen güneydeki statükonun değişmesi ile ilgili. Bugün yürütülen Kıbrıs Rum “milli” siyasetinden, Kıbrıs’ın birleştirilmesi yönünde herhangi bir umut beklemek imkansız. Çünkü bu siyasi gelenek, ideolojik olarak adanın kendi siyasi gerçeğini ve bugüne dek BM tarafından oluşturulmuş olan çözüm parametrelerini reddediyor. Çözümün parametreleri dediğimiz olgu, adanın birleştirilmesini sağlayacak olan değerler birikimidir. Bunun özü de malum, iki toplumlu, iki bölgeli, toplumların siyasi eşitliğine dayalı bir federasyondur. Papadopulos’un ağzına almaktan hicap duyduğu Annan planı, işte bu parametrelerin bir ürünüdür. Bunun dışına çıkmak, diğer tarafın kabul edemeyeceği bir alternatif üretmek olacak olup, çözüm için bir ortak değere dönüşmeyecektir.
Papadopulos’un özellikle son dönemdeki çelişkili yaklaşımları, kendi ideolojisi ile bugüne dek Kıbrıs Rum liderleri tarafından kabul edilmiş parametreler arasındaki çelişkiden kaynaklanmaktadır.
İdeolojisi, çoğunluk olan Rum halkına, sayısal kapasitesine göre tanımlanmış siyasi yetkileriyle eklemlenmiş topluluklardan oluşan “bağımsız” üniter bir devlettir. Bu ideolojik duruş ile iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı bir federasyon arasındaki çelişki sadece Papadopulos’un değil aslında bugünkü sosyal görüntüsü ile Kıbrıs Rum toplumunun da bir kendi içinde yaşadığı bir gerilimdir.
Bu çemberin dışına çıkıp, bugüne dek ilişkileri bir “kan davası” olarak tanımlanabilecek DİSİ-AKEL yakınlaşması söz konusu olabilir mi? Siyasi gelenek ve karakterleri bunu mümkün kılmaz gibi görünse de, bugünkü açmazı kırabilecek ileriye dönük olasılıklardan bir tanesi bu görünüyor.
Kıbrıs Rum toplumunda bugünkü siyasi dengelerin çok kolay değişmeyeceğini varsayarak, güney Kıbrıs’ta kısa vadede değişim söz konusu değil, diyebiliriz.
13-03-2005