Sorular:
1) Size göre Kıbrıslı Rumlarla ortak bir devletinizin olması mümkün mü?
2) Saygı ve güven çerçevesinde birlikte yaşamamız mümkün mü?
3) İki toplumun beraber yaşamasının mekanizmaları var mı varsa bu mekanizmaları ortak devletimizin seviyesinde olabilir mi?
Ortak devlet hedefini yeni bir devlet projesi olarak değerlendirdiğimiz zaman, bunun mümkün olup olamayacağı veya gerçekçiliğini, proje dahilindeki birey ya da toplumların gelecek tahayyüllerinde olumlu bir karşılık bulup bulamayacağı konusunda aramamız gerektiğini düşünüyorum. Eğer bireyler ve toplumlar bugün yeterince özgür, adil, güvenlikli, istikrarlı ve refah içinde olduklarını kabul ediyorlar ve bu bağlamda bir toprak parçası üzerinde yaşıyorlarsa, yarına dair çok daha gelişmiş bir hayat beklentisi içerisine girmezler, girmeyeceklerdir.
Bir diğer konu, bu yeni devlet projesinin yaratacağı yeni yapı, model ve bunun sosyo ekonomik yansımaları belirsizlik hatta güvensizlik içerir, bu değerlere ulaşma bedeli taşınmayacak denli ağır bir yüke dönüşürse, toplumlar yine varolanı, verili durumu tercih etmeye dönük korumacı bir duruşa doğru eğilim göstereceklerdir. Dolayısıyla birlikte yaşamanın birey ve toplumların daha iyiye ulaşmada bir karşılığının olması kaçınılmazdır.
Toplumlar her zaman liderlerin cesaret ve güven verici yönlendirmeleriyle, sosyal dönüşüme yönelirler. Bu da dönüşümün teknik bir konunun çok ötesinde “insan merkez”li bir öz taşıdığını, bunun için yakın tarihimizde yaşadığımız acı olayları, güvene ve ortak bir geleceğe yöneltecek yoğun ve etkin programların yapılması gerekir. Eğer bunu bugünden başlayarak sağlayamazsak, adına barış dediğimiz bu süreci yaratmamız, oluşturmamız, kurmamız çok geç ve riskli olacaktır.
Barış’ın ve barış sürecinin “taşıyıcı gücü” her iki toplumun “sığındığı” yönetsel yapılar/aygıtlar olamaz. Bunun için güçlü bir ortak siyasi iradeye ihtiyaç olduğu ve gelişmenin, yol almanın bu ortak siyasi iradenin bahse konu iki ayrı yönetsel yapıdan kopabilecek bir alternatif siyaset üretmesine bağlıdır.
Eğer barış güçleri, kendi sığınaklarında sadece barış şarkısı söylemekle yetinirlerse, toplumların yakınlaşması ve “farklılık içerisinde birliği” gözeten saygı temelli bir ortak yaşama ulaşmanın mümkün olması sözkonsu değildir.
Sorunuzda bahsettiğiniz “mekanizmaların” bugünden kurulması şarttır, diye düşünmekteyim.
Her iki toplumdaki “hakim statükodan koparak”, “farklılık içinde birlik paradigma”sı ile, toplumlara adil, eşit, güvenlikli, özgür bir gelecek, yaşam vaadinin programı ve projesini öne çıkaracak, barışı bugünden kurmaya başlayacak, yeni bir ortak iradeye olan ihtiyacın altını çizmek isterim.