Değerli arkadaşlar, Sevgili CTP’liler…
Ülkemizin ve partimizin geleceğine hep birlikte yön vereceğimiz 24. Kurultayımıza hoş geldiniz.
Kıbrıs deyince sizin aklınıza ilk ne gelir bilmem ama benim aklıma öğleden sonra serininde kapısının önünde oturan, huzur dolu insanlar gelir. Bir taraftan yasemin dizilir, bir taraftan komşularla sohbet edilir… Bu tablo hepimizin tanıdığı, bildiği Akdeniz'dir.
Bu tablo benim için memlekettir… Memleketimdir… Bizim kültürümüzde herkes kendi evinin kapısının önünü özenle süpürür, temizler ve sokakta bu ödevini yapmış olmanın gururuyla oturur. Hatta adettendir; herhangi bir konuda görevini eksik yapan kişiye de bizim ülkemizde "Sen önce kendi kapının önünü süpür" denir…
Değerli arkadaşlar,
Bugün buraya hepimizin ortak evi olan CTP'nin önündeki engelleri elbirliği ile kaldırmaya geldik. Bütün aday tanıtım konuşmalarında, bütün görüşmelerde, “Neden aday oldun?” sorusunu tek bir cümle ile özetledim: “Nasıl bir ülke istiyorsak öyle bir parti yaratmalıyız”.
Eğer kendi ayakları üzerinde duran, bağımsız, birleşik, federal bir Kıbrıs hayal ediyorsak, bizi bu hedefe götürecek en büyük güç ve araç olan DİNAMİK CTP'yi de hep birlikte yaratmak zorundayız.
Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki ekonomik istikrarsızlık Kuzey Kıbrıs’ın kaderi olmamalıdır. Ekonomik yapımızdaki belirsizlik ve dengesizlikler arttıkça devletin bu belirsizlikleri yok etme kapasitesi azalmakta ve bu da siyasi belirsizlikler ortaya çıkarmaktadır.
Çok daha kötü olanı ise kurumların saygınlıklarını yitirmeleri ve insanımızın siyasete ilişkin taşıdıkları olumsuz yargıların güçlenmesidir.
İşin başında doğru soruları sormalıyız ve hangi tarafta olduğumuzu belirlemeliyiz. Neoliberal politikalarla, empoze edilen reçetelerle sosyal devlet anlayışını terk edecek ve boşaltılan alanları tamamen piyasa mekanizmalarına mı bırakacağız? Artan ve ağırlaşan sorunlar karşısında ekonomik-sosyal nitelikli politikalar mı uygulayacağız yoksa sadece ekonomi odaklı çözümler üzerine mi yoğunlaşacağız?
Kuzey Kıbrıs’ta yaşadığımız sorunlar buraya özgü ama önerilen çözümler tek tip ve artık duymaya aşina olduğumuz yeknesak sözlerden ibarettir.
Belli bir ekonomik reçete uygulanmasını öneren, insanların işsiz kalmasına neden olan, sağlığı, eğitimi özelleştiren, bu nedenle insanların en temel hak ve hizmetlerden gerektiği gibi faydalanmasını engelleyen reçeteler aynı: Özelleştirme yapın, deregülasyon (kuralsızlaştırma) yapın, eğitimi, elektriği, sağlığı, her şeyi piyasaya bırakın, serbest piyasayı tek doğru sistem kabul edin, kamunun ekonomideki rolünü küçültün.
Ne yazık ki geldiğimiz noktada serbest piyasanın tek çözüm olduğu ve uygulanacağı her yerde olumlu sonuçlar vereceği bizlere dayatılmaktadır. Hatta daha da ileri gidilerek bu “mademki solcuyuz o zaman dünyadaki ‘SOL’ siyasi partileri ve oluşumları örnek alıp onlar gibi davranalım ve bu eksende bir ekonomik program hazırlayalım!” söylemiyle dayatılıyor. Böylesi bir yaklaşım ülkemizdeki solu da umutları da toplumu da yok etmek üzere olan bir adıma dönüşmektedir.
Bakıldığında Amerika’daki Demokratlar da Fransız Sosyalistler de solcu. Uzağa gitmeye de gerek yok, EDEK de, CHP de solcu, Sosyalist Enternasyonal da. Hadi gel de bir ekonomik program oluştururken bu örneklerden kendine yol haritası belirle.
Ortaya sol adı altında ‘ekonomik akıl’ destekli tamamen liberal ve Kıbrıs Türkü aleyhine bir program çıkacağından kimsenin şüphesi olmasın. Bugün yaşadığımız tam da budur! Neden mi? Çok açık; Vesayet altında yok olma tehlikesi yaşayan tek biziz de ondan.
Partimizde yaratılmak istenen ideolojik karmaşaya dikkatinizi çekmek isterim değerli arkadaşlar. Son zamanlarda sosyalist olmak, emekten, ezilenden yana olmak, küçümsendi ve bu tavır, gelenek haline getirilmeye çalışıldı. Atılacak her adım, her dakika, her saniye, “Aman sağ oyları ürkütmeyelim!” kaygısıyla hareket etmek, sol düşüncenin tamamen değersizleştirilmesine yönelik bir tavra dönüştürüldü ve maalesef bu tavırda da ısrar ediliyor.
Değerli arkadaşlar, şunu asla unutmamız lazım: “BU PARTİDE ASLOLAN BİRŞEY OLMAK DEĞİL, BİRŞEY YAPMAKTIR” Bunu asla aklımızdan çıkarmamamız lazım… “Bakınız, CTP'liler nasıl olsa cepte, biz sağ oylara, bakalım sağa uygun siyasetler, ilişkiler üretelim dolayısıyla onları memnun edelim ki kazanalım” gibi görüşler moda oldu ve buna itiraz etmeye çalışanlara ise çeşitli şekillerde baskılar yapıldı. Biz koalisyon hükümetini DP ile mi kurduk yoksa UBP ile mi kurduk değerli arkadaşlar? Hükümetin en kritik noktalarında görev yapan müdürler, müsteşarlar neden UBP’nin görevlendirdiği bürokratlardır? Yoksa bizim koalisyonumuz ikili değil de üçlü bir koalisyon mu?
Dinamik bir CTP kuracağız değerli arkadaşlar… Yeniyi bilen, yeniyi isteyen, geleneklerini gözeten dinamik bir CTP…
Biz 2013 yılında kurulan bir parti değiliz değerli arkadaşlar. Biz 1970 yılında kurulan bir partiyiz. Bu bizim gurur vesilemizdir. Bu bizim ilham kaynağımızdır. CTP’nin bu köklerini inkar ederek var olması mümkün değildir. Ancak yeni kadrolar olmadan partinin yaşamına devam etmesi de mümkün değildir. Bu nedenle yaş hizipçiliğine girmeden, bilgi, yeti ve emek oranında tüm kadroların değer bulacağı bir zemini hazırlamak bu partinin yeni seçilecek başkanının birinci görevidir. Hiç kimse genç olduğu için değerli, yaşlı olduğu için değersiz sayılamaz.
CTP, bilgi çağında, bilgi odaklı örgütlenmelidir ve buna göre kendini reforme etmelidir.
Dünya her geçen gün değişmektedir. Bizim üniversite yıllarımızda, sinema çıkışlarında, otobüslerde dağıttığımız bildiriler, gazeteler bugün yerini Facebook Etkinliklerine ve binlerce kişinin aynı anda attığı twitlere bırakmıştır. Bizim neslimiz, öğrencilik yıllarında ankesörlü telefonla konuşmak için sıra bekleyen, bakkalın önünde tüp gaz kuyruğuna giren bir nesilken, bugünün gençleri herhangi bir uluslararası toplantıda, dünyanın çok çeşitli ülkelerindeki ekip arkadaşları ile Skype aracılığıyla canlı toplantılar yapabiliyorlar.
Teknoloji ve iletişim alanında bu kadar ilerleyen dünya, siyaset alanında da aynı ilerlemeyi göstermek durumundadır. Hayat 2013 yılında yaşanırken, siyasetin 1960’larda yaşanması diyalektiğe aykırı bir durumdur.
Bu bağlamda, Cumhuriyetçi Türk Partisi olarak, 24. Olağan Kurultayımızla birlikte, artık sadece Kıbrıs’ta değil, Doğu Akdeniz’de, Avrupa Birliğinde ve Dünyada, vizyon ortaya koyan, siyaset üreten ve buna paralel olarak tavır alan bir parti olmak durumundayız. Bugün Kuzey Kıbrıs’ın, yarın ise olası bir çözümden sonra tüm Kıbrıs’ın siyasetine yön verecek olan Cumhuriyetçi Türk Partisi, insan kaynaklarını, siyasi birikimini ve ilerleme motivasyonunu bu büyük sorumluluğa göre adapte etmelidir.
DEĞERLİ ARKADAŞLAR…
Hiç unutmamamız gereken şey CTP’liler olarak her birimizin hayatla teması, hayata dokunuşu bu ülkedeki solun aklını ve yüreğini temsil etmektedir.
Eğer sokakta 5-6 kişi bir olmuş, kendilerine göre daha cılız, daha zayıf olan bir kişiye saldırıyorsa bunu görüp araya girecek, EZİLENİ KORUYACAK OLAN VİCDAN, CTP’LİDİR!
Birilerinin tek derdi tayin, terfi, atama iken… Düşünce ve ifade özgürlüğünden taviz vermediği için, kimsenin önünde boyun büküp düğme iliklemediği için; KARPAZDAN YEŞİLIRMAĞA KADAR SÜRÜLEN ONURLU İNSANLAR CTPlidir!
Bu ülkede ekmek kavgasının sadece kamuda değil en vahşi haliyle özel sektörde de yaşandığını bilen, gören, yaşayan ve artık bu ülkede özel sektörde de sendikalaşmanın olmazsa olmaz olduğunu gören gözler CTP’lidir.
Hiç tanımadığı bilmediği bir ülkeye daha iyi bir hayat umudu ile, biraz daha fazla ekmek için gelen emekçi, kendini çaresiz hissediyorsa onun yanında duran, OMUZ VEREN CTP’lidir!
Bırakınız dış güçler karşısında eğilip bükülmeyi, her türlü dış müdahaleye karşı dimdik duran BU HALKIN KİŞİLİĞİNİ VE HAYSİYETİNİ HERŞEYİN ÜZERİNDE TUTAN YÜREKLİ İNSANLAR CTP’LİDİR!
Ve işte bugün, değerli arkadaşlar, bu yüzden çok önemlidir. Biz CTP’liler bugün bu salonda, belki de yakın siyasi tarihimizin en önemli kararlarından birini alacağız.
Bu karar Asım Akansoy'un ya da Özkan Yorgancıoğlu'nun başkan olup olmaması kararı değildir, bu karar DİNAMİK CTP’Yİ HEP BİRLİKTE KURMA KARARIDIR.
Genel başkanlığa aday olduğum bu süreçte tüm tanıtım etkinlikleri ve konuşmalarda hep şunu idafe ettim: "sağ partiler ile sol partiler arasında temel bir fark vardır. Sağ partiler menfaat paylaşımı üzerinden örgütlenirken, sol partiler fikir paylaşımı üzerinden örgütlenirler. Fikirler paylaşılabilir ancak menfaatler paylaşılamaz. Bu yüzdendir ki sağ partilerde menfaat ve çıkar çatışmaları bitmez.
Bu yüzdendir ki bu halkın başbakanlıktan alıp, meclise bile göndermediği İrsen Küçük bundan yaklaşık bir yıl önce 002 plakalı aracıyla delege delege gezip menfaat ve çıkar dağıtıyordu.
Halkımız bu zihniyete, bu siyasi anlayışa gereken cevabı sandıkta verdi. Hatırlayınız hem kendi kurultayında hem de bu ülkeyi yönetirken Sayın İrsen Küçük'ün ağzında sakız olan tek bir kelime vardı: "İstikrar!"
Sayın Küçük’ün anlayamadığı şuydu, BU HALKIN GÖZÜNÜN İÇİNE BAKA BAKA İSTİKRAR DEYİP, SADECE BULUNDUĞUNUZ KONUMU KORUMAK İÇİN MENFAAT DAĞITIRSANIZ, BU HALK BUNU YUTMAZ! AMA EĞER BİRİLERİ İRSEN KÜÇÜK’ÜN YÖNTEMLERİNE ÖZENİYORSA, BİRİLERİ BASKIYLA, TEHDİTLE, MENFAAT DAĞITMAYLA OY ALABİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORSA, ŞUNU BİLMELERİ GEREKİR Kİ, BU YÖNTEMLERE HİÇBİR CTP’Lİ PRİM VERMEZ, MÜSADE ETMEZ VE GEREKEN CEVABI VERİR!
Değerli arkadaşlar,
Cumhuriyetçi Türk Partisi kimse kırılmasın gücenmesin diye kendi sorunlarına ve ülke sorunlarına gözlerini kapatmayacaktır. Sibel Siber hükümetinin toplum üzerinde yaratmış olduğu pozitif algı maalesef 4 ay gibi kısa bir sürede kaybedilmiştir. CTP sürdürülebilir iktidar kavramından her geçen gün uzaklaşmaktadır.
Bugün başta elektrik zammı olmak üzere, zorlaşan hayat şartlarıyla ilgili olarak partiye yoğun biçimde eleştiride bulunan birçok sivil toplum örgütü şunu açıkça ifade ediyor: “Bu tepkinin sebebi yapılan icraatların kendisinden çok, bunların yapılma biçimidir.”
Günde 3 defa katılımcı olduğunu söyleyen bir yönetim anlayışı, , "Ben yaparım olur, etrafımdaki 5 kişiye de sorarım onlar 'tamam' derse bu iş tamamdır" mantığıyla hareket ederse, hem ülkemiz hem de partimiz kaosa sürüklenir.
Atasözleri arasında belki de en sevdiğim söz "aynası iştir kişinin lafa bakılmaz" sözüdür. İstisnasız tüm sivil toplum örgütleri ile çatışma halinde olan bir yönetim anlayışı, kurultaya bir hafta kala x açılımı, y açılımı şeklinde kurultay şekerleri dağıtarak, bırakınız güvenilir olmayı, bu hamle ile aksine daha da güvenilmez olduğunu göstermektedir.
Başkan adayı olduğum günden beri, oy verecek olan arkadaşlarımızın doğru cevapları bulabilmesi için hep doğru sorular sormak gerektiğini söyledim. Hade gelin hep birlikte bir soru daha soralım. Sayın Özkan Yorgancıoğlu birçok demecinde bu kurultayda son kez başkanlığa aday olduğunu ifade etmiştir. Eminim bu gün de kendisine sorsak, yine "son kez adayım" diyecektir. Bir genel başkanın görev süresinin maksimum 2 yıl olduğunu biliyoruz. Peki değerli arkadaşlar, eğer Özkan bey "2 yıl sonra ben yokum" diyorsa, vatandaşımızdan 5 yıl için ülkeyi yönetme görevini almış olan hükümetimiz ne olacaktır? Yoksa birilerinin kafasında CTP'nin hükümette kalabileceği maksimum süre 2 yıl mıdır?
DEĞERLİ ARKADAŞLAR CTP SORGULAYAN, DİNAMİK VE SAĞDUYULU KADROLARA SAHİPTİR! BU PARTİDE İNSANLAR SORU SORAR, DÜŞÜNÜR VE BASKI ALTINDA KALMADAN KENDİ HÜR İRADESİYLE KARAR VERİR!
KİMSE HÜKÜMET OLANAKLARI SAYESİNDE BUGÜN ELİNİN ALTINDA OLAN GÜCÜ, BU KURULTAYIN İRADESİNİN ÜSTÜNDE GÖRMESİN!
KİMSE BASKIYLA, PSİKOLOJİK SAVAŞLA, ÖZGÜR DÜŞÜNEN İNSANLARI YILDIRABİLECEĞİNİ SANMASIN!
BU KURULTAY’IN GÖZÜ KARADIR, ALNI AÇIKTIR!
ÇÜNKÜ BU KURULTAY ÖZKER ÖZGÜR’ÜN KURULTAYIDIR!
BU KURULTAY NACI TALAT’IN KURULTAYIDIR!
BU KURULTAY NAZIM HİKMETİN KURULTAYIDIR!
BU KURULTAY MAHATMA GANDHİ’NİN KURULTAYIDIR!
ÇÜNKÜ BU KURULTAY!
NELSON MANDELA’NIN KURULTAYIDIR!
HEPİNİZE TEŞEKKÜR EDER, SAYGILAR SUNARIM…