Kıbrıs sorununun yıl boyunca nasıl bir seyir izleyeceği, içinde bulunduğumuz haftada yapılan ve yapılacak olan görüşmeler çerçevesinde daha bir netlik kazanacaktır.
Dün Cumhurbaşkanı Talat ile Kıbrıs Rum lideri Papadopulos arasında gerçekleşen görüşme, içerikten öte, simgesel bir anlam taşımaktadır. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın ısrarla yaptığı görüşme çağrısına olumsuz cevap veren Papadopulos’un, BM Genel Sekreteri Annan’ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari’nin adaya gelişi öncesi sembolik (Kayıp Şahıslar Komitesi üçüncü üyesi Girod’un atanması nedeniyle ) görüşmeyi kabul etmek durumunda kalması, uluslararası toplumun yaptığı “görüş” çağrısının hatta baskısının bir sonucudur. Nisan ayında Paris’te yapılan görüşmelerinde Kofi Annan’ın Papadopulos’a bu yönde “telkin”de bulunduğunu biliyoruz.
Kıbrıs Rum liderliğinin bütünlüklü bir çözüme yönelmek gibi bir amacı olmadığı da çok iyi biliniyor. İki toplumun siyasi eşitliğine dayalı bir çözümün giderek, arka planda kaldığı soyut belirsiz bir çözüm söylemi geliştiriliyor. Bu soyut yaklaşımın arkasında, Türkiye ile hesaplaşmaktan başka bir şey yatmıyor. Türkiye’yi AB sürecinde, Kıbrıs Cumhuriyetine mahkum kılmak üzerine bir strateji izleniyor. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Türkiye tarafından tanınması ve adadan Türk askerinin çekilmesini sağlamak, bugün izlenen Kıbrıs Rum politik tezlerinin kanımca temelini oluşturmaktadır. Bu iki unsurun hayata geçirilmesine bütünlüklü çözümde ısrarlı olan küçük bir azınlık dışında diğer Kıbrıs Rum siyasi partilerinin bir itirazı olmadığı açık. Bu anlamda Türkiye’ye dönük mücadele perspektifinde Papadopulos’un ciddi bir siyasi zemine sahip olduğu ortada. Şu anda siyaseten kilitlenmiş oldukları bu hedef dışında bir adım atmalarını beklemek de gerçekçi değil.
Ancak bu noktada Türkiye’nin “limanların Kıbrıslı Rumlara açılması” konusunda göstermiş olduğu direniş, Kıbrıslı Rumların bu katı, çözümsüzlük yanlısı tutumunu deşifre edecek ve uluslararası kamuoyu karşısında Papadopulos’un gerçek siyasi kimliğini ortaya çıkaracaktır. Siyasi eşitliğe dayalı, bütünlüklü bir çözüm konusundaki kararlılığımız aynı ölçüde, limanların açılması konusuna da yansımalıdır. Bu konuda gösterilecek herhangi bir tereddüt, haklılığımız, uluslararası toplum tarafından kabul edilen çözüm siyasetimiz konusunda ciddi bir zaafiyet göstergesi olur.
Basına yansıdığı çerçevede, İbrahim Gambari’nin 20 Mart tarihinde Genel Sekreter adına Cumhurbaşkanımıza yazdığı mektuptan şu sonuçları çıkarabiliriz: 1. “Sn. Genel Sekreter kapsamlı bir çözüme gidecek geniş kapsamlı siyasi görüşmelerin başlayabilmesi için uygun zamanın henüz gelmediğine inanmaktadır. …. sözcüklerle eylemler arasındaki ayrılıkların, hala daha çok fazla olduğuna inanmaktadır.” diye yazmıştı ki BM Genel Sekreteri, sürekli olarak “ben yapılan işe bakarım”, “sözcüklerle eylemler arasında fark vardır” diyerek çok açık bir şekilde Papadopulos’a dair güvensizliğe, onun çözüm konusundaki isteksizliğine ve gayrı ciddi tutumuna işaret etmektedir. (Bu konu Kofi Annan’ın Mayıs 2004’te BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporda yer alan Kıbrıs Rum kesimine dair bölümde açık bir şekilde yer almaktadır. ) 2. Papadopulos’un, Genel Sekreter’in Annan Planı’na dair “son ve kesin bir şekilde” istediği değişiklik önerilerini (“Sn. Papadopulos önceliklerini sunmadı.”) sunmadığını belirtmişti. 3. Yine Papadopulos’un
çözüm yöntemi olarak dayatmaya çalıştığı “parça parça çözüm” yaklaşımına karşılık…“Önerilen yöntem “parça parça” yaklaşımı değil “adım adım” yaklaşımıdır ki, bu yaklaşım, iki taraf arasında halen var olan açığı doldurmak için öncelikle teknik konularda dikkatli ve bilinçli bir şekilde çalışarak güveni yeniden tesis etmeyi ve kapsamlı bir çözüme yönelik nihai görüşmeler için gerekli şartları ve itimatı yaratmayı amaçlar.” diyordu, Gambari mektubunda.
Geçen süre zarfında herhangi bir değişiklik olmadığından hareketle, İbrahim Gambari’nin rolünün taraflardan birinin çözüm diğerinin ise çözümsüzlük yönündeki “kararlı”duruşlarının not edilmesi olacağını düşünüyorum.
Ancak her şeye rağmen bunun önemini yadsıyamayız. Son bir yıl içerisinde ikinci defa yardımcısını adaya gönderen Kofi Annan, adada çözümün gerçekleşmesi yönündeki arayışını bir kez daha gerçekleştirecektir.
Her iki toplumun da beklentilerini karşılayan bir çözüm için hareket etmek konusunda Papadopulos’un ikna edilmesi ya da daha yüksek sesle Kıbrıs Türk, Rum halklarına ve uluslararası topluma çözüme neden, kimin yüzünden ulaşılamadığının açıklanması, adadaki tüm çözüm yanlıları açısından önemli olacaktır.
09-05-2005