Akansoy, NPNhaber'in sorularını yanıtladı

(NPNhaber.com / Burcu Ece Yılmaz) 18.09.2017

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Rum lideri Anastasiadis bu ay içinde New York’a gidecek. BM’de yapılacak olan yeni temaslar; Crans-Montana’da çöken müzakere süreci ve yaklaşan seçimlerle ilgili, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Milletvekili Asım Akansoy NPNhaber’in sorularını yanıtladı.

1. Bildiğiniz gibi Rum lideri ve Sn. Akıncı bu ay içinde New York'ta olacak. BM'de yapılan temaslar çerçevesinde siz nasıl bir süreç öngörüyorsunuz?

A.A: BM Genel Kurulu sırasında, Kıbrıs sorunu ile ilgili bir gündemin veya önceliğin söz konusu olma ihtimali yoktur. Tüm dünya devletlerinin orada olacağı ve ağırlıklı olarak dünyadaki “acil” gündem maddelerinin öne çıkacağı bir buluşma söz konusu. Ne yazık ki Crans Montana zirvesi sonrası, Kıbrıs sorunu “çözülmesi gereken acil sorunlar” gündeminden düşmüştür. Dünyanın derdi Kıbrıs değil. Olması yönündeki olası imkanı da yaratılan hava, ortaya konulan tepkilerle berhava ettik. Yeniden dünya gündemine oturması da belli bir zaman alacak. Burada da iki tarafın ve Garantör ülkelerin ciddi sorumluluğu var. Dolayısıyla New York özellikle Kıbrıs Türk tarafı için çok fazla bir anlam taşımıyor, diye düşünüyorum.

2. Cenevre'den başlayıp Crans-Montana'ya kadar süren müzakere sürecinde Kıbrıs Türk tarafının tutumunu nasıl buldunuz ?

A.A.: Kıbrıs Türk tarafı çözüm odaklı ve yapıcı bir siyaset yürütmüştür. Ancak Crans Montana’ya siyasi ve diplomatik damgasını vuran taraf olamamıştır. Özellikle Türkiye ve Kıbrıs Rum tarafının öne çıktığı, yapılan pazarlıklarda iki ana aktör olarak göründüğü bir süreç yaşanmıştır. Kıbrıs Türk tarafının, Türkiye ile birlikte Crans Montana’yı bir “karar” toplantısına dönüştürmek istemesini bir dereceye kadar anlayabilmekle birlikte, “karar” konusunda tüm tarafların özgün koşulları ve uluslararası ortamdaki gelişmeler yeterince değerlendirilememiştir. Görüntü bu şekildedir. Sonuca baktığımızda, “karar” tezinin ne denli zayıf olduğu, ortaya çıkan sonuçlardan dolayı da görülmektedir. Çünkü değişen hiçbir şey yoktur ve “Sarayönü”nden değişmesi de mümkün değildir. Diplomaside çözüm üretmek için sadece kendi koşullarınızı veri alırsanız, kendiniz üzerinden bir dogma yaratarak bunun peşine takılırsanız bir sonuç üretemezsiniz. Yaşanan süreç böyle oldu. Müzakerelerin 2017 yılı içinde iyi yönetilmediğini düşünmekteyim. 2016’daki dinamik ve güvene dayalı ortam, Mont Pelerin görüşmelerinden itibaren adım adım bozulmuştur. Bunun nedenleri üzerinde objektif bir şekilde; suçlama oyunlarına girmeden; mesnetsiz iddialar ortaya koymadan değerlendirmek gerekirdi. Ancak son günlerde yapılan açıklamaların içeriği ve üslubunda bir farklılık hissedilmemesi düşündürücüdür. İki taraf arasında temasın kopmuş olması düşündürücüdür. Son Ay Mamas Kilisesinde “yasakçı” tavır karşısında, Kıbrıs Rum yönetiminin Hala Sultan Camideki ibadete kapılarına sonuna kadar açması da düşündürücüdür. Modern yönetim iddiası, “arzularının” kölesi olmuş siyasetçilerin, takıntıları ile elde edilemez. Bunun bir diğer örneği de “mütekabiliyet” takıntısıdır. İyi analiz edilmemiş gerçekliğimize kurban edilmek isteniyor Kıbrıslı Türk toplumu. Mümkün olanı görmeyen siyasi gözlerin, arzularının kölesi olması diye tanımlayabiliriz durumu. En büyük endişem, şimdiden "Guterres Çerçeve Belgesini” katı bir tavır ve kibirle dayatma tavrının yaratacağı tahribattır. Eğer müzakere yönetiminde bir zihniyet değişikliğine gidilmezse, olası gelişmelerin sadece bugüne dair değil, yarına dair de önleneceği ve bizi uzun bir “kış” dönemine sürükleyeceği yönündedir.

Anastasiades’in başarılı bir yönetici olmadığı uzun süredir dikkatimi çekiyor. Evet, çözüm istiyor ve bir açıdan çözüm isteyen sağ görüşlü bir toplum lideri olarak Kıbrıs Rum toplumunu ikna etmesi bağlamında avantajı var. Fakat Anastasiades, etkili çıkışlar yapamadı ve Sn. Akıncı’nın adımlarına zamanında karşılık vermedi. Güney’deki siyasi elitlerde şöyle bir hakim endişe var: “Çeşitli nedenlerle işlemesi ya da işletilmesi mümkün olmayacak yeni bir yapılanma ile karşılaşır isek, yani egemen devlet yapılanması çözüm süreci ile kurgulanamazsa, yarın şu anki durumu/yapıyı arar noktaya gelebiliriz.” Bu endişe, müzakere sürecinin her bir noktasında görülebilir. Bununla yüzleşilmesi gerekiyor. Bununla yüzleşmek, güç savaşı ile olmaz. Diyalog ile olur, ortak proje ile olur, eleştiri ile olur. Elbette içinde bulunduğumuz dönemde, çok kaygan bir zeminde hareket eden uluslararası ilişkiler de dikkate alınmalıdır. Özellikle Türkiye AB ilişkileri bağlamında Almanya faktörü oldukça önemli. Ve Türkiye Almanya ilişkilerinin ne kadar kötü bir düzeyde olduğu da ortada.

3. Olası bir seçimde CTP'nin oy oranını nasıl öngörüyorsunuz?

AA.: Şunu söyleyebilirim. CTP köklü bir partidir. Güçlü bir siyasi geleneği vardır. Siyasi rakibi günün gelip geçici aktörleri olamaz. CTP, Kıbrıslı Türklerin, bugünü ve yarınının temel taşıdır. Bu ülkedeki sosyal gelişmelerde imzası vardır. Ezilenden, mağdurdan yanadır. Sosyal adaletten yanadır; eşitliği ve özgürlüğü sonuna kadar savunur. Kıbrıslı Türklerin kendi kendini yönetmesi ve onurlu bir Federal çözüm için ilkeli bir şekilde sonuna kadar mücadele eder. Kendi ıspatlama gibi bir yükümlüğü veya birilerinden icazet alma gibi bir derdi asla yoktur. Çatışmadan, savaştan yana asla değiliz. Diyalog bizim için esastır. Ve bizim için temel özne toplumdur. Toplumun varlığı esastır. Partimizin önü açıktır. Kendini toparladığı ölçüde toplum yine kendisine dönecektir.