Kıbrıs sorunun çözümü için devam eden müzakere sürecinde, yeni bir kritik aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Yaklaşık 24 ay önce başlayan Akıncı – Anastasiades dönemi, kendi doğal takvimine gelip dayanmış bunulmaktadır. BM Parametreleri ve özellikle 11 Şubat 2014, Eroğlu-Anastasiades ortak metni çerçevesinde yoğrularak bugünlere gelmiş olan sürecin beklenen düzeyde tamamlanamamış olması, bugünün yeni uluslararası ilişkiler ikliminde bizi yeni belirsizliklerle karşı karşıya bırakmaktadır.
Bugün gelinen yer, bizim üzerinde samimiyet ve sorumlulukla değerlendirme yapmamız gereken bir noktadır.
Kıbrıs sorununun geldiği bu aşamadaki tıkanıklığı, sadece Kıbrıslı Rum toplumun veya Liderlerinin siyasi tercihlerine indirgeyemeyiz. Sadece her iki toplum arasında var olan çeşitli farklı yaklaşımlara bağlayamayız. Dolayısıyla, örneğin “siyasi eşitliğimizi” kabul etmiyorlar ya da bizi “azınlık görüyorlar” gibi bir tartışmanın, müzakere masasındaki gerçekleri yansıtan ve karşılığı olan bir düşüncenin ürünü olduğunu kesinlikle düşünmemekteyim. Uluslararası bir sorun olan Kıbrıs sorunu, kendi içinde çok farklı bilinmezi ve çelişkiyi barındırmaktadır. Ancak buna rağmen bugüne kadar varılan mutabakatlar bağlamında en kabul edilen modelin BM tarafından çizilmiş olması bizim için önemlidir. Biz bir çözümle birlikte temel haklarımızı herhangi bir taraftan değil, doğrudan uluslarası hukuğun belirleyiciliğinden almış bulunuyoruz. Ne dilenme ne de haksızlık.
Yukarı da vurguladığım ve birer hukuki norm haline dönüşmüş temel parametrelerin, BM tarafından ya Rapor ya da Güvenlik Konseyi kararı ile her iki tarafı ve uluslararası camiayı bağlayıcı hale dönüşmüş olması çok önemlidir. Dolayısıyla Kıbrıslı Türkler olarak, BM tarafından kaydedilmiş, çeşitli bağlamlarda karara dönüştürülmüş çözümün temel değerleri için herhangi bir tartışma ya da pazarlık içerisinde olmayız. Bu elbette Kıbrıslı Rumlar için de geçerlidir. Tartışılan konular, bu bağlamdaki model konusudur ve aslında bizim için aslolan modelin değil değerlerin korunmasıdır.
Ancak bunun yanında yine gerek tarafımızdan kabul görmüş gerekse çeşitli BMG Sekreterleri tarafından vurgulanmış, adadaki statükonun kabul edilemeyeceği ve devam etmesi durumundan bundan en çok Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların zarar göreceği yaklaşımları da gerçeğin açık yansımasıdır.
Sn. Cumhurbaşkanının çok kez ifade ettiği 2016 yılı sonuna kadar çözüme ulaşma hedefinin önemi, bugün değişen uluslararası ilişkiler iklimi sonrası çok daha iyi anlaşılmaktadır. Özellikle ABD – Rusya ekseninde yaşanan değişimler, yeni dinamikler oldukça önemlidir. ABD’nin Trump yönetiminin nasıl bir Dış Politika çizgisi belirginleştireceği ve önceliklerinin neler olacağı önemlidir. Putin Rusyası’nın evrensel hakimiyet girişimlerinin yaratacağı yeni dinamiklerin nasıl bir küresel denklem ortaya çıkaracağı çok önemlidir. İngilteresiz AB’nin kendi yolunu çizerken kendini nasıl yenileyeceği önemlidir. Elbette Türkiye’deki değişimin nasıl bir sosyal siyasal ve ekonomik sonuçları olacağını da oldukça önemlidir.
Henüz bir hafta önce “Avrupa ailesinin üyesiyiz, AB üyeliği bizim için stratejik bir hedeftir, üyelik sürecini devam ettireceğiz” diye açıklama yapmış olan Sn.Erdoğan’ın bundan sonra bu stratejik hedefe nasıl ulaşacağını elbette biz de izleyeceğiz.
Bir diğer konu, Doğal Gaz faktörüdür ki bugün, Doğu Akdeniz’de en önemli dinamiklerin başında gelmekte olup, Kıbrıs’ı doğrudan etkilemektedir. Bundan sonra da uzun süre etkileyecektir. Doğu Akdeniz havzasında öngörülen doğal gaz miktarı, çok uzun süre bölgeyi etkileyecek bir miktara işaret etmektedir. Dolayısıyla bölgede istikrarın sağlanabilmesi için, doğal gazın varlığının üzerinde ciddiyetle durmalıyız. Siyasi gündemimize bir siyasi çatışma aracı olarak sokulan doğal gaz konusu ve arayışlarının yaratacağı büyük kazanım ne yazık ki konuşulmamaktadır. Sonuç itibariyle, bu realite ile yaşamayı öğrenmek zorunda olduğumuz ve bunun, ortak kazanım çerçevesinde siyasi ve ekonomik projeksiyonlarımıza önemli bir boyut katacağını artık fark etmemiz gerekmektedir.
Gelinen noktada sağduyu ile davranmamız, bu bağlamda siyaset üretmemiz ve Doğu Akdeniz’de olası sıcak gelişmelerin önleyici ve ortak kazanım yaratıcı katalizörü olmamız gerekir.
Bu bağlamda, Kıbrıs Rum tarafının müzakereler devam ettiği sürece tek yanlı olarak doğal gaz arama girişiminin kesinlikle dondurulması gerektiği yönünde aktif bir siyaset üretilmesi ve ilgili tüm çevrelere konunun taşınması gerekir. Elbette tam da bu noktada, adımıza arama yaptığı ifade edilen Barbaros Araştırma Gemisinin faaliyetlerini de ileri taşınmaması ve durdurulması gerekmektedir. Müzakerelerle bir yandan siyasal çözüm uğraşı içerisinde olmak ancak diğer yandan da potansiyel bir çatışma riski altında Doğu Akdenizi güç gösterisi alanına dönüştürmek kabul edilir değildir. Bu barış siyaseti değildir, olamaz.
Sayın Başkan DM
Güney Kıbrıs’ta 2018 Şubat ayında yapılacak olan Başkanlık seçimleri müzakere masasını ciddi anlamda olumsuz etkilemiş, yaptığım tutanak okumalarında da gördüğüm yapıcı havayı ortadan kaldırmıştır. Bir gerçektir ki, müzakerelerde önümüzdeki bir yıl içerisinde sonuç odaklı bir hamle yapmak zorlaşlaşmıştır. İç siyasi kaygılarla, Güneydeki seçimlere konsantre olmuş olan Sn Anastasiades’in bu noktadan sonra verimli duruş sergilemesini, yapıcı bir hamle yapmasını bekleyemeyiz. Bu doğal tıkanma, sadece bizim zaman kaybımız yanında uluslararası camianın da sabrını ciddi anlamda zorlamaktadır.
Bu noktada, bundan sonra yapılacaklar konusuna yoğunlaşmakta yarar vardır.
Şunun altını bir kez daha çizmek isterim ki, tüm tarafların kazançlı çıkacağı yegane formül iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı federal bir çözümdür.
Bunun dışında kısa ve orta vadede, adada siyasi istikrar yaratabilecek, belirsizliği ortadan kaldırabilecek bir alternatif yoktur ve gerçekçi olursak olamayacaktır. Ve federal çözüm, bileceğiz ki tüm taraflar için yegane kazanım alternatifidir.
Değerli arkadaşlar, Bugün yaşanan zorluklar bir dönüşümün gerçekleşme sancılarıdır ve kolay değildir. Adadaki yarım yüzyıllık statükonun yıkılması kolay ve sancısız olamaz, olmayacaktır.
Gelinen aşamada yapılması gereken nedir? Sorusu önümüzde durmaktadır.
Bu sorunun yanıtı üzerinde ortak bir mutabakat yaratabilirsek, gerek toplumun daha iyi bir yaşam standardına kavuşmasını gerekse, daha verimli bir devlet yapılanmasını yaratabiliriz.
24 Nisan 2004 tarihinde, federal Kıbrıs için büyük bir irade göstermiş olan Kıbrıslı Türkler, o günden bugüne geçen zaman diliminde çözüm için müzakere masasında ciddi çaba göstermişlerdir. Tüm siyasi farklılıklarına rağmen, Sn.Talat, Sn.Eroğlu ve Sn.Akıncı adanın birleşmesi yönünde irade ortaya koymuştur. Bu halkın iradesidir. Halkın belirsizliğin ortadan kalkması ve önünü görebilmesi yönünde ortaya koyduğu görüşün temsil edilmesidir. Kamuoyu yoklamalarına göre, halkımız çok açık bir şekilde bugün de çözüm yönünde niyet belirtmektedir. Günlük her türlü sorun ve sıkıntıya rağmen, çözümün varlığını sürekli canlı tutarken, gerek günlük hayattaki gerekse geleceğimizdeki karşılığını önemini görmüştür. Çünkü palyatif tedbirlerle daha iyi bir yaşam standardına ulaşmanın imkansızlığını her bir gün yaşamıştır, yaşamaktadır.
Bugün gelinen noktada, müzakere sürecinin en azından yıl bir askıya alınması gerektiğini düşünmekteyim. Bu anlaşılır bir durumdur. Bu durumu zorlayıcı ve gerçekçi olmayan ifadelere büründürmemek gerekir.
Ancak Kıbrıslı Türkler olarak, müzakerelerin yeniden başlayacağı ve bahsettiğim olgular çerçevesinde adadaki belirsizliğin ortadan kalkacağı güne kadar;
Son 24 aylık sürede varılan ciddi mutabakatların BM tarafından resmi bir mutabakata dönüştürülmesi ve kayıt altına alınması gerekmektedir. Bu bize, yeni dönemde sonuç alabilme zemini sağlayacak, ciddi zaman kazandıracaktır.
Özellikle AB ile ekonomik ve siyasi bağlamda ilişkilerimizi kabul edilebilir bir noktaya taşımamız, canlı tutmamız gerekir. 2004 sonrası gündeme gelen “Tüzüklerin” yeniden ele alınması sağlanması gerekir. Ekonomik, sosyal ve siyasal ilişkimizin her düzeyde gelişmesi için proaktif bir siyaset izlenmelidir. Gerek diplomatik girişimlerimizde gerekse Meclisten AKPA ve AP’ye giden arkadaşlarımızın bu yönde daha etkin bir rol üstlenmesini sağlamamız gerekir.
Başta doğal gaz konusu olmak üzere, Türkiye ile Kıbrıslı Rumlar arasında köprü oluşturacak rol üstlenmemiz gerekir. Bu yönde şekillenen yeni şartların gerçek anlamda aktörü, öznesi olmamız gerekmektedir. Bugün doğal gaz konusunda İsrailli, Türkiyeli ve Kıbrıslı Rum iş insanları sürekli olarak temas içerisindedir. Ancak biz yokuz. Bu noktada bizlerinde yapacağı çok iş vardır. Enerji denkleminin önemli bir öznesi haline gelebilmenin imkanı şu an mevcuttur ve bu iyi değerlendirilmeli, bu yönde aktif bir siyaset izlenmelidir.
Bugünden yarına daha yaşanılabilir ülke, etkin ve verimli bir kamu yönetimi ile kuzeyde AB kriterlerine olabildiğince yakınlaşacak bir strateji yaratmamız gerekir. Bu noktada Türkiye’nin AB üyeliğini stratejik bir tercih olarak nitelemesi göz ardı edilemez. Ve yukardaki siyasi, diplomatik ve yapısal girişimleri söz konusu olacaksa, bu yönde Türkiye devleti ile yakın işbirliği ve ortak vizyon geliştirmemiz gerekmektedir diye düşünmekteyim.
Restleşme,böyle bir sıcak konjonktürde ciddi zarar getirecek, bilinmez riskleri gündeme taşıyacaktır. Bu yönde tüm tarafların dikkatli davranması gerektiğini tarihi bir sorumluluk gereği ifade etmek isterim.
Saygılar sunarım.