Sayın Başkan Değerli Milletvekilleri,
11 Şubat tarihinde Cumhurbaşkanı ile Kıbrıslı Rum Lider Anastasiades arasında imzalanan ortak metnin ardınan yaklaşık bir ay geçmiştir. Bir ay boyunca, her iki liderin de Özel Temsilcisi, pek çok kez (beş kez) görüşme yapmışlardır. Özel Temsilciler, Kıbrısta yapılan görüşmeler yanında, karşılıklı olarak Yunanistan ve Türkiye’yi de ziyaret etmiş ve Dışişleri Bakanlıklarının müsteşarları düzeyinde görüşmeler yapmışlardır.
Bu arada Liderlerin 31 Mart tarihinde ikinci görüşmelerini gerçekleştireceği ifade edilmektedir.
Sayın Başkan Değerli Milletvekilleri
Kıbrıs sorunu ile ilgili gelişmeleri, gerek Doğu Akdenizdeki (gerekse son günlerde Ukraynadaki ) gelişmeler dikkate alındığında, her zamankinden çok daha ciddiyetle ve hassasiyetle ele alınması gerektiğini ifade etmek isterim.
11 Şubatta başlayan yeni süreç, belki de bugüne kadar olmadığı ölçüde uluslararası bir süreç. Yeniden başlayan müzakere süreci, salt Kıbrıslı merkezli ve salt Kıbrıslı toplumların çıkarları üzerinden şekillenmeyecek, gelişmeyecektir. Bilinmesini isterim ki, Kıbrıs adası sadece coğrafik özellikleri ile değil, ekonomik avantajları ve kapasitesi ile de ayrıcalıklı bir adadır. Ve ada çevresinde bulunan hidrokarbon yatakları ve bu bağlamda müzakerelerle şekillenecek siyasi çözümün zamanlaması ve hatta modelin, sadece Kıbrıslı Türkler ve Rumları değil, aynı zamanda Türkiye’yi, İsrail’i, Yunanistan’ı küresel sermayeyi ve hatta Avrupa Birliğini de doğrudan ilgilendirmektedir. Ve malum ABD de sürecin doğrudan içerisindedir.
Bu gerçekler ışığında hareket etmek, uluslararası üst düzey ilgiyi yönetebilmek, adanın, uyumlu, uzlaşı kültürü içerisinde, çalışan bir sisteme, yeni yapılanmaya kavuşması için çok çalışmak gerekiyor.
Kıbrıs sorununun uluslararasılığı, ilk kez merkezine doğrudan ekonomiyi alırken, bulunan ekonomik kaynakların yani hidrokarbon yataklarının ve İsrail gibi komşu ülkelerin kapasitelerinin Türkiye üzerinden Avrupa’ya transferinde, Kıbrısı anahtar rolü oynayacak bir duruma taşıyacaktır.
Bu zorlu sürecin başarı ile tamamlanabilmesi için her Kıbrıslı Türk siyasi aktörünün, ekonomik aktörün devrede olması, toplumun doğru bilgilendirilmesi çok önemlidir.
Hedef madem ki, 11 Şubat’ta çizilmiştir, geriye kalan kendi irademizi yok saymadan bu süreçte rol almaktır.
Sayın Başkan Değerli Milletvekilleri,
Milletvekilleri ve siyasi partiler olarak şu an sürdürlen müzakereler hakkında bilgi sahibi olmamamız kabul edilebilir değildir. Meclise gelen, bilgi notlarının sonuncusu 11 Şubat tarihlidir. Ardından yapılan görüşmelerden bilgi sahibi olmadığımız gibi, hem müzakere stratejisi hem de programı hakkında da Meclis yok sayılmaktadır. Bugün Meclis, Cumhurbaşkanı tarafından devre dışı bırakılmış durumdadır.
1959 yılından sonra ilk kez bir Temsilcimizin, Yunanistan’ı ziyaret etmesinin sizce hiçbir anlamı yok mu?
Eğer varsa, bahse konu Temsilcinin çantasında götürdüklerinin, yaptığı değerlendirmenin de anlamı ve önemi vardır.
Orada ne konuşulmuştur, ne önerilmiştir, ne sorulmuş ne yanıt alınmıştır. Tüm bunlar siyasi iradenin etkin rolü olmadan yürütülüyorsa, hükümet devre dışı bırakılıyorsa benim, halkın seçtiği bir milletvekili olarak konuşulanların taraflı olduğuna dair kuşkum artarak devam edecektir. Ve biz bu konuyu elbette her fırsatta her platformda dile getireceğiz.
Hiçbir seçilmişin, basın aracılığıyla bilgilendirilmesinin kabul edilemeyeceğini, bunun halka karşı halkın iradesine karşı saygısızlık olduğunu, demokratik olmadığını belirtmek isterim.
Bugüne dek burada, Sn Cumhurbaşkanına yaptığımız hiçbir çağrı dikkate alınmadı. Uyumlu, uzlaşı ile, katılımcı ve etkin, Hükümet ile sürekli bir diyalog içerisinde bir müzakere yönetimi konusunda Meclisten yapılan çağrılar dikkate alınmadı.
Sn Dışişleri Bakanının, son yaptığı ABD ziyaretinde çok önemli görüşmeler yapmıştır. müzakereleri yöneten Özel Temsilci de Şu anda ABD’de görüşmeler yapıyor. Tüm verilerin, Sn Cumhurbaşkanı ve Sn.Dışişleri Bakanının hatta Başbakan ve Başbakan Yardımcısının da yer alacağı bir siyasi platformda tüm ayrıntılarıyla ve hassasiyetle ele alınması şarttır. Eğer bu uzlaşı yaratılamaz, Meclis devreye alınmaz ve etkin bir müzakere süreci sürdürülmez ise, Kıbrıs sorununun jeo ekonomik gerçekler üzerinden ve bahse konu tarafların yüksek etkisinden dolayı beklenmedik gelişmelere de açık olacağını buradan belirtmek isterim.
Bu çerçevede,
1. Müzakere yönetimi, planlaması, stratejisi ve bu bağlamda öncelikleri Hükümetin görüş öneri ve katkısına açık olacak şekilde, sürekli diyaloga açık bir zemine taşınmalıdır.
2. Meclis devre dışı bırakılmamalı, Özel Temsilcinin Görüşme tutanakları ve hatta Sn Dışişleri Bakanının Kıbrıs sorunu ile ilgili notları da Meclis ile paylaşılmalıdır.
3. Sn Cumhurbaşkanının Meclise davet edileceği Kıbrıs sorununun değerlendirileceği bir toplantı düzenlenmesinin yerinde olacağı düşüncesindeyim. Bu konuda Meclis Başkanına başvurumuzu bugün yapacağız.
Sayın Başkan Değerli Milletvekilleri,
Geçtiğimiz günlerde yapılan eğitim şurasında alınan iki kararın altını çizmek isterim. Kararların tümünü doğru ve çağdaş bir yaşam için kaçınılmaz bulduğumu buradan ayrıca belritmek isterim.
Şura kararları içerisinde Çağdaş Dil Politikasının gerekliliğinden bahsediliyor. Bu konu önemlidir. Bugün Güney Kıbrısta Ortaokul ve Liselerde yer alan seçmeli Türkçe dersi, kendi siyasi partilerinin Gençlik örgütleri tarafından eleştirilmekte ve Türkçe’nin zorunlu dil olması savunulmaktadır. Çünkü gençlerin birbirlerini daha iyi anlamaları, tanımaları, birbirlerini fark etmeleri, ve barış sürecinde kültürel köprüler yaratmaları ancak çok kültürlü bir politik sistem içerisinde çok dilli bir eğitim politikası ile mümkün olabilir. Bu konu bir ülkenin gelişmişliğinin ölçütüdür. Bu bağlamda, Rumcanın seçmeli ders olarak okutulması konusunda Sn Bakanın girişimde bulunmasını beklemekteyiz.
Bir diğer konu yine Eğitim Şura kararlarında da yer alan tarih kitapları konusudur.
Kıbrıslı Türkler olarak kalıcı ve karşılıklı kabul edilebilir federal bir çözüme kavuşma konusundaki ciddiyetimizi şimdiden atacağımız adımlarla göstermeliyiz. Bu anlamda tarih eğitiminin barışa yönelimde çok önemli bir rolü vardır. Toplumsal kimliğimizi, değerlerimizi ve kültürümüzü gözeten ancak kin nefret, ötekileştirme ve düşmanlık üzerine kurulu olmayan bir eğitim anlayışının toplumlar tarafından karşılıklı olarak ele alınması gerekir. Belki bu konuda özel bir komite de yapılandırılabilir.
Bu konularda konuşacak çok şey var Sn Başkan değerli milletvekilleri…
Cumhurbaşkanının Özel Temsilcisi New York’tan bir açıklama yaparak demiş ki “Günün sonunda bir süprizle karşılaşmak istemiyorsak, bu sürecin her aşamasına dahil olarak aktif bir diplomasiyle süreci belirleyen taraf olmalıyız.” Ben bu ifadeyi Cumhurbaşkanı bağlamında samimi bulmuyorum.
Kıbrıs Türk halkının siyasi iradesini temsil eden Meclisin yok sayıldığı bir ortamda, aktif diplomasi yapılamaz. Yapıldığı sanılır sadece. Sn. özel Temsilci facebook üzerinden görüş ve katkı ararken, bizim burda sadece izleyici, edilgen duruma düşürülmeye çalışılmamız kabul edilemez.
Biz bu konunun hem takipçisi hem de oldukça güçlü olan kendi imkanlarımızla katılımcısı olmaya devam edeceğiz, ancak 11 Şubat ortak metni üzerinden hareketle ortak bir yaklaşım sergileyemezsek bu sürecin de bizi nereye sürükleyeceğini kimse tahmin edemeyecek ve sorumluluk o noktada sadece Cumhurbaşkanında değil hepimizde olacaktır.