Benim kuşağımın siyasete başlaması

Benim kuşağımın siyasete başlaması ile Naci Talat’ı kaybettiğimiz dönem hemen hemen aynı zamana rastlar. Yirmili yaşlarımın ortalarında kaybettik Naci Talat’ı. Bu nedenle birlikte siyasi zaman tüketme, aynı ortamda birlikte, yan yana bulunma, mücadele etme şansım ne yazık ki olmadı.
Elbette, çalıştığı masada ben de çalıştığım, konuştuğu kürsüde, karar aldığı mekanlarda bulundum ama doğrudan onun deneyimlerinden yararlanamadım.
Eğer siyasi gelenek bir değerler birikimi ise, ben de o birikimin taşınıp gelişmesinde yer alarak Naci Talat geleneğinin bu anlamda takipçisi oldum.
1990 yılında, Üniversite Temsilciler Konseyi’nin İstanbul sorumlusu idim. Bir kültür sanat etkinliği düzenlemek üzere İngiltere’deki Kıbrıslı Türk arkadaşlardan davet aldık ve tiyatro, müzik ve halk dansları gösterisi yapmak üzere Londra’ya gittik. Şu anda ülkemizde çok önemli görevlerde bulunan pek çok arkadaşla birlikte harika bir zaman geçirdik, bir hafta boyunca.
Naci Talat ile sohbet etme imkanını ilk kez orda buldum. Londra’da tedavi oluyordu. Siyasi değerlendirmeler, kültürel sohbetler ardı sıra geliyordu. Birlikte bağlama çalıp, avazımız çıkana kadar bağırarak türkü söylediğimizi çok iyi hatırlıyorum. Çeşitli türkülerin eksik kalmış, bilmediğimiz dörtlüklerini bize hatırlatan, neden nasıl unutulduğunu anlatan bilge hali unutulur gibi değil.
Küçük ama anlamlı önerilerle, arkadaşlarla kendi aramızda yaptığımız tartışmaları nasıl doğru yola soktuğu da unutmuyorum. Gezi sonunda düzenlenen yemekte, bizimle bütünleşen dans eden, türkü söyleyen hali görülmeye değerdi. Çocuklar gibi, kendisi ile aynı idealleri paylaşan gençlerle “bir genç olarak” bu denli bütünleşmek hem kolay değil hem de pek görülmüş değildi. Onlarca üniversiteli gencin Naci abisini işte bu ortamda daha da bir tanıdım. İkimizin birlikte Drama Köprüsü adlı türküyü söyleyişimizden, sarılıp “seninle daha çok iş yapacağız” deyişine kadar hafızamda unutulmaz iz bıraktığını itiraf etmeliyim.
26-11-2007