AKEL’i eleştirmemek neye hizmet eder?

“Entellektüellerin sorumluluğu,
doğruları söylemek ve yalanları
ortaya çıkarmaktır.”
Naom Chomsky
Sevgili Okan Dağlı, 15 Kasım tarihli Yenidüzen’de yayınladığı “AKEL ile yemek neye hizmet eder?” başlıklı yazısında, geçtiğimiz hafta köşemde yer verdiğim Londra’dan Hüseyin Ekmekçi’nin, AKEL’in AB Komisyonu ilerleme raporu ile ilgili eleştirisindeki bir serzenişe (H.Ekmekçi, söyle demişti:”Kıbrıs Türk halkını ve onun demokratik yolla seçilen tüm kurum ve temsilcilerini sahte ilan edip, yok sayan anlayışların temsilcileriyle yapılan bu tür toplantılar hangi amaca hizmet ediyorsa…”) nedense ağır bir yanıt verme ihtiyacı duydu.
Kaleminin pek çok noktada siyasi tartışma alanının dışına çıktığını görmüş olsam da, bunu konu ile ilgili soğukkanlı değerlendirme yapma ihtiyacının bir göstergesi olarak yorumlamayı tercih ediyorum. Elbette, Londra’dan H. Ekmekçi, konunun aslında esas muhatabı olarak gerekli değerlendirmeyi yapma hakkına sahiptir.
AKEL konusunda bugüne kadar pek çok makale yazdım. Bugünkü AKEL ideolojisi ve onu üreten, bir siyasi projeye dönüştürüp hayata geçiren liderliğin, ve bu liderlik bağlamında adada toplumların beklentilerine cevap veren bir çözüme ulaşmanın imkansız olduğunu düşündüğümü okuyucular bilir. Samimiyetle, bunun tarihsel bir olgu olduğunu ve her tarihsel olgu gibi, bir anda değişip yeni bir siyasi duruma, biçime, dönüşemeyeceğini, böyle bir iradenin olmadığını da düşünmekteyim.
Kanaatim odur ki, AKEL olgusu ne yazık ki toplumun diğer kesimleri kadar, bizim kuşak tarafından da yanlış, ya da yanlı anlaşılmıştır. AKEL ile ilgili edindiğimiz bilgilerin, yazılı veya sözlü kaynakların bir manipülasyon veya propaganda unsuru olduğunu referandum sonrası, Kıbrıs Rum toplumunu daha objektif anlayabilmek için yaptığımız öncelikle kişisel araştırmalardan öğrendik. Sanırım bunu bütün samimiyetimizle teslim etmeliyiz. AKEL’e daha sorgulayıcı yaklaştığımız anda karşımıza, hepimizde hayal kırıklığı yaratan farklı sosyal olguların, siyasi duruşların çıktığını gördük.
Değil Kıbrıs Türk Toplumu, Kıbrıslı Türk solunu bile siyasi eşitleri kabul etmediklerini, bir alt unsur olarak telakki ettiklerini, hiçbir zaman Kıbrıs Rum siyasetinin ana politik damarı olan milliyetçi merkezden kopamadıklarını, siyasi yapılarını bir araç değil bir amaç olarak gördüklerini, bu nedenle asla partiye zarar verecek bir faaliyete girişmediklerini, bu tercihin ise, onları ciddi bir oportünizme sürüklediğini, Kuzey Kıbrıs’taki siyasi partilere alt üst ilişkisi bağlamında yaklaştıklarını, bunu kabul etmeyenlere soğuk davrandıklarını gördük, görüyoruz. Bunlar bir partinin, kendi tarihsel bağlamı ve ideolojik varoluşu ile şekillenmiş olgulardır, sonuçlardır.
Bu bağlamda, AKEL’in, benim değerlendirmem ışığında devrimci ve sosyalist bir parti olduğunun söylenmesi de mümkün değildir. AKEL elbette içerisinde sosyalistleri, toplumların siyasi eşitliğini kabul eden barışseverleri de barındıran, bugün için muhafazakar, eski sol değerleri savunur gibi yapıp günlük siyasette milliyetçi merkeze teslim olmuş, parti iktidarının devamını adada barışa tercih edecek kadar “kendinden başkasını önemsemeyen, sevmeyen”, ve bugün adadaki statükonun devam etmesinden öncelikle sorumlu olan partidir. Ben burada devrimci bir tavır görmüyorum, ne de sosyalist bir program…
Şimdi soru şu Sevgili Okan: AKEL ile yemek neye hizmet eder? AKEL ile yemek “öncelikle batılı bir anlayışın ürünü çağdaş bir tavırdır” görüşünü istersen bir kenara koyalım. Çünkü her sosyal yemek elbette bir iletişim ortamı yaratmak üzerine kurulur, bunun batılılıkla veya doğululukla sanırım ilgisi yoktur. Çünkü doğulu toplumların da aynı yöntemi uyguladıklarını biliriz. Çağdaş olmak eğer iletişim alanı yaratmak anlamındaysa mümkün. Ama iletişim için gerekli tüm kanalları açmak kaydıyla! Bu tür ortamları yaratanlar da asla suçlu olamaz, böyle bir tartışma yok ve buna izin de vermemeliyiz.
Elbette toplumların yakınlaşması, güven bunalımının ortadan kalkması konularında adım atarken doğru iletişim kanalları açmamız gerekiyor. Hiçbir zaman yadırgamadığım sosyal eğlenceler dışında, farklı konularda siyasi görüşlerin ortaya konduğu, tartışıldığı ortamlara da ihtiyaç var. Çağdaş bir siyasetten bahsediyorsak, çağdaş siyasetçinin rolü, öncelikle bu tür ortamları yaratmak olmalıdır. AKEL’in, Kıbrıslı Türk barış severlere, Kıbrıs Türk toplumunun büyük çoğunluğuna karşı tarihsel, siyasi bir borcu vardır! Bu ödenmeden, ya da bu yönde siyasi girişimde bulunulmadan yapılan eğlencelere, aydınların eleştiride bulunmasına neden tahammül gösterilmiyor? Neden sadece AKEL’in sorumluluğunu perdeleyen etkinlikler düzenleniyor? Bir de ne zamandan beri siyaset eleştiriyi dışlayacak kadar “kendi kendini” reddetti? Eleştiriye tahammül etmeyen bir siyaset hem tehlikelidir hem de kabul edilemezdir.
Bugün basınımızda yayınlanacağını tahmin ettiğim, AKEL yayın organı Haravgi gazetesinde (17 Kasım tarihli) Hristofiyas yine “çok önemli, etkileyici” açıklamalar yapmış, üstelik zamanlama açısından ilginçtir, konumuzla da ilgili…Başta arkadaşım Okan Dağlı olmak üzere tüm ilgililerin bu haberi okumalarını salık veririm. Hristofiyas’ın bu kadar kendini kaybetmesi, kendinden geçmesi ve siyaseten küstahlaşması acaba sadece gece eğlenceleriyle engellenebilir, önlenebilir mi?
Daha fazla konuyu uzatmadan soruyu değiştirerek tekrar soralım? “AKEL’i eleştirmemek neye hizmet eder?”
17-11-2006