CTP Mağusa milletvekili Asım Akansoy dünkü Meclis Genel Kurulu’nda Cumhurbaşkanlığı bütçesinin görüşüldüğü oturumda Kıbrıs Sorunu konusunda konuşma gerçekleştirdi. Akansoy konuşmasında, Guterres’in Kıbrıs raporundan bilgiler verdi. Maronit açılımı ve Derinya-Aplıç Kapıları’nın bir an önce açılması konularına da değinen Akansoy, hükümet programında da yer alan Doğrudan Ticaret ve Yeşil Hat tüzükleri ile ilgili öncülük yapılması gerektiği üzerinde durdu. Akansoy’un konuşmasının satırbaşları şöyle:
DÜNYANIN MERKEZİ SARAYÖNÜ DEĞİL
“BM’den, AB’den şikayetçiyiz, kendi kendimizden de şikayetçiyiz… Biz zannediyoruz ki Sarayönü dünyanın merkezidir ve dünyayla buradan, bu şekilde ilişki kurabileceğiz. Kendi kendimizi izole ederek varlığımızı geliştirmemiz eşyanın tabiatına aykırı. Dünya ile temas halinde gelişmeleri değerlendirmeliyiz. Görüşme tutanakları eski cumhurbaşkanları dönemlerinde de buralara geliyordu ama milletvekillerinin katılımları oldukça düşük. Veri üzerinden kafa yormaya çalışan 3-5 kişiyiz. Bunun değişmesi gerekiyor. Kıbrıs Sorunu dediğimiz sorun, ne sadece Sayın Akıncı’nın, ne sadece CTP’nin, ne de ilgili bakanların konusudur. Bu konu uluslararası alanın konusudur. İstediğiniz kadar yerelleştirmeye çalışın, olmaz. BM’nin kararları ve bağlayıcılığı vardır. Beğensek de beğenmesek de bugünkü nokta Kıbrıslı Türklerin dünden bugüne etkin şekilde katıldığı müzelereler sayesinde bu noktaya gelmiştir. Bu işler kritik virajlarla, riskli hareket yaparak yürütülmez.”
Şu konu çok önemlidir. BM parametreleri esastır. BM parametreleri bizim uluslararası alanda, Kıbrıs bağlamındaki eşitliğimizin ve varlığımızın ifadesidir, karşılığıdır. Yani biz müzakere masasına bu parametreler çerçevesinde oturacağız ve Crans Montana’da bıraktığımız yerden, yani Guterres çerçeve belgesi üzerinden devam edeceğiz. Elbette gerekli uyarıları yaparak. Başka yolu yoktur.
Bilinmesi gerekir ki ne konuşacaksak konuşalım ki biz CTP olarak, iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı adil bir çözümü, federasyonu savunuyoruz, gerçekçi olanın bu model olduğunu görüyor ve biliyoruz, müzakere masasının BM parametreleri dışında kurulabilme ihtimali yoktur.
GUTERRES RAPORU ÇOK ÖNEMLİ
“27 Temmuz 2017’de yayımlanan, BM Genel Sekreteri Guterres raporunda diyor ki, “ilgili Güvenlik Konseyi kararları ve 11 Şubat belgesi bize rehberlik etmiştir”. Yani Genel Sekreter bariz şekilde ortaya koymuştur ki bu iş bir lideri göz ardı edecek bir mesele değildir. Bu konunun temeli de siyasi eşitlikle kurulmuş yeni bir modelde yeni bir yapı içerisinde dünyaya entegre olma meselesidir. Bugün gelinen noktada tüm partilerin çözümden bahsetmesi mutluluk vericidir. Elbette aramızda farklılıklar vardır ama bunun dışında ‘KKTC tanınsın’ diyen ayrılıkçı yaklaşıma sahip herhangi bir siyasi parti yoktur. Bunu tersten okuduğumuzda tümümüz adadaki durumun sürdürülebilir olmadığını söylüyoruz. Bunu aşmak için de müzakere etmemiz gerekiyor. BM şemsiyesi altında Kıbrıslı Rumlarla müzakere edeceğiz. Kendi kendimizi izole etmemiz demek, müzakerelerden kaçmak demektir ve bizim böyle bir lüksümüz yoktur. BM’nin öngördüğü çerçeve altında bizlerin müzakerelere başlaması halkımızın çıkarları açısından çok önemli. Kosova örneğini Kıbrıs’la hangi bağlamda karşılaştırabilirsiniz ki ?! Her bir ülkenin her bir bölgesel sorunun kendi dinamikleri içinde tarihsel boyutları, karakteri vardır. Bugün, AB perspektifi her iki tarafın ortak noktasıdır. Yeni devletin, AB normları içerecek bir yapı olması adına varılan mutabakat çok önemli. BM Genel Sekreteri raporunda, “taraflar yönetim ve güç paylaşımında müthiş bir ilerleme sağladı” dedi. Vatandaşlıkların nasıl verileceği ile ilgili de tarafların yakınlaştığını mutabakat oluştuğunu belirtti. Mülkiyet ve toprak konusunda nasıl bir yaklaşım içerisinde bulunulduğunu da ortaya koydu. Garantörlerin çözüm odaklı perspektifle olaylara yaklaştığını belirtmesi de ayrıca önemli. Avrupa ve Ekonomi başlığında da çok ciddi ilerlemeler yaşandığını ortaya koyan Guterres raporun 24’üncü maddesinde diyor ki, “Başlığın güvenlik ve garantiler konusundaki karmaşıklığı ve önemi geçmiş travmaları hatırlatması ve gelecekteki Kıbrıs’ın güvenliğinin çerçevesini belirleyeceği ayrıca anlaşmanın oluşturacağı yeni durumun güvenlik ve garantilerle karşılanacağı gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Sonuç olarak bu başlık diğerlerinden daha fazla farklı anlatımların konusu olmuş, uzlaşmaz pozisyonlar üremiştir. Mevcut anlaşmanın tek taraflı müdahale konusunun sürdürülemez olduğunu dikkate alarak çözümler önerdim ve anlaşmanın uygulanmasını izlemek için garantörlerin rol alacağı yeni bir güvenlik sistemi önerdim, garantör ülkelerin askerlerinin varlığı konusunda ise üç garantör ülkenin Başbakanlarınca görüşülmesini önerdim”.
Yani benim bu rapordan anladığım öncelikle liderlerin onayıyla stratejik anlaşma yapılacak sonra teknik süreç, eksik yasalar vs. tamamlanacak, iki tarafı tatmin edecek güvence de sağlanarak referandum gerçekleşecek. BM Genel Sekreteri ‘benim tavsiyem ülkelerine dönmeleri ve bundan sonraki süreçle ilgili kendi içlerinde değerlendirme yapmaları’ diye de belirtiyor ve yeni bir sürecin başlaması iki Kıbrıslı liderin isteğiyle olur diyor, kendisini baskı unsur olarak konumlandırmıyor. Sürecin tamamlanması için bir adım atmak istiyorlarsa ben göreve hazırım diyor.”
CRANS MONTANA’DAN SONRA DUYGUSAL BİR ORTAMA SIKIŞTIK
“Crans Montana’dan döndükten sonra siyasi partiler olarak ne yapacağımız tartışmak yerine kendi kendimizi duygusal yoğunluklu bir ortama sıkıştırdık. Montana sürecinden sonra nasıl yeni bir hamle yapacağız sorusu açıkta duruyor. 2004’te Cumhurbaşkanımız Sn.Talat diplomatik anlamda Kıbrıslı Türklere dünyanın kapılarının açılması için ciddi anlamda çalıştı. Talat’ın o dönemde ziyaret etmediği ülke, AB yetkilisi kalmadı. Özne olmak kendi haklılığınızı karşı tarafa kabul ettirme meselesidir. Yani Cumhurbaşkanı Akıncı’nın dış temaslara yönelmesi gerekiyordu. Kıbrıslı Türkleri daha da rahatlatacak adımlar olurdu bunlar. Çünkü biz kendi yapımız içerisine döndüğümüz ölçüde girdabın içinde kalıyoruz. Dinamik diplomatik girişimlerin şu andan itibaren bile olsa başlatılması gerekiyor.
İzolasyonlar konusu elimizden kayıp gidiyor, bu konuda bir siyasetimiz yok. Ben görmedim duymadım. Neyin nasıl kaldırılması gerektiği konusunda konuşan yok. Türkiye’ye, AB’ye, BM’ye ne görevler düşüyor konuşan yok. Bu konuda etkin bir siyaset belirlenmeli. Hedeflerimiz nedir bunları belirtmekte fayda var. Her ne olursa olsun bu adada iki toplum birlikte yaşıyor. Çatışma söylemlerini ortadan kaldırmak için de belirli girişimlerde bulunmakta fayda var. Bu ülkede oluşabilecek en ufak bir huzursuzluk adanın güneyindeki petrol yataklarından daha önemsiz değildir. Herkesin huzurlu şekilde yaşamasını sağlamak ve insan odaklı adımlar atmak hepimizin görevidir. Bu nedenle doğrudan temasların olması gerekir ve yüz yüze bu işler konuşulabilmelidir. Doğalgaz konusunda haklarımız vardır ve bu yöndeki yaklaşımımızı elbette çeşitli platformlarda dile getireceğiz. Ama elbette bunu çözüm perspektifini ortaya koyarak yapmalıyız. Siyasi eşitlik talebimiz tartışılacak bir konu değildir, hangi çerçeveye oturtulacağı konusu da açıktır.”
HARİTA KONUSU
“Bu konuda Cumhurbaşkanı çok eleştiriliyor. Arkadaşlar bu yola çözüme ulaşma amacıyla çıktık. Haklarımızı her konuda gözeteceğiz ama çözüm konusunda inisiyatifler almamız gerekiyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın toprak ve harita açılımı yerinde ve önemli bir açılımdı. Hep birlikte meseleye çözüm odaklı yaklaşmalıyız. Alternatif denen farklı bir aklın farklı bir modelin de yine o müzakere masasında şekilleneceğini düşünüyoruz. Masanın parametreleri bellidir. Farklı bir siyasete girişmenin bir getirisi olmaz.”
DERİNYA KAPISI HEMEN AÇILMALIDIR.
Akansoy, kapılar konusunda adım atmak gerektiğini, şu anda açılmaya hazır durumda olan Derinya kapısının süratle açılması gerektiğini, bunun siyasi pozisyonlarla heba edilmemesi gerektiğini vurguladı. Aplıç kapısı ile ilgili çalışmaların ardından gelebileceğini, belirtti. Derinya kapısının açılmasının, Mağusa halkının beklentisi olduğunu da sözlerine ekleyen Akansoy, konunun siyasi bağlamdan öte sosyal ve ekonomik bir düzlemde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Kapının açılmasının bölgeye ciddi ekonomik getirisi olacağını, bu yönde hükümetin süratle adım atması gerektiğini ortaya koydu.
Maronit açılımı konusunda bütçeye 8.5 milyon TL’lik bir kaynak ayrıldığını, bunun önemli olduğunu, bu yönde siyasi iradenin karar vermesi gerektiğini belirtti. Öncelik olarak belirlenen Gürpınar köyünün yeniden yapılandırılması konusunda atılacak adımların yanısıra, Maronitlerin hukuki statüsü konusunda da acil karar üretmek zorunda olunduğunu çünkü şu anda Mavi Kart adı altında verilen kimlik kartının Maronitlerin hayatını zorlaştırmaktan başka bir işe yaramadığını ifade etti. Maronitlerin insanca ve huzur içerisinde yaşayacakları bir düzenin geliştirilmesi için gerekenin süratle yapılması gerektiğini belirtti.